
Türkiye önemli bir krizi atlatti, artik önüne bakmali ve büyük oynamalidir. Bunun için de tüm ülkeyi kucaklayacak ve heyecanlandiracak hedeflere ihtiyaç vardir. Insanlarin ve kurumlarin hayatlarinda belli yillar milattir ve bunu firsat bilip büyük hedefler ve kutlamalarla taçlandirmak isterler. 2023 yili da Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. dogum günüdür. Türkiye de, 100. yilini dünyanin en büyük 10 ekonomisi arasina girerek taçlandirmak istemektedir. Atatürk'ün ebedi mirasina, tarihimize ve onurumuza daha güzel hediye ne olabilir?
Insanlar hayalleriyle gelecege demir atarlar. Gelecekten beklediginiz bir sey varsa, hayata daha çok baglanirsiniz; degilse yasam saatiniz kendi kendine öylesine isliyor demektir. Hedeflerinize erisme hayaliniz, gelecege yürüyüsünüzdeki en büyük enerji ve motivasyon kaynaginiz olur. Hedeflere varmak ise, saglam bir strateji ve yol haritasi ister. Sadece büyük bir sadakat ve heyecanla çalismak, sizleri hedefe ulastirmaz. Sarf edilen emeklerin amaca dogru iyi koordine edilmesi gerekir. Türkiye madem önemli bir krizi atlatti, artik önüne bakmali ve büyük oynamalidir. Bunun için de tüm ülkeyi kucaklayacak ve heyecanlandiracak hedeflere ihtiyaç vardir. Insanlarin ve kurumlarin hayatlarinda belli yillar milattir ve bu yillari firsat bilip büyük hedefler ve kutlamalarla taçlandirmak isterler. Batililar 25. evlilik yildönümlerine "gümüs", 50. yildönümlerine ise "altin" yildönümü derler ve her birisini layikiyla büyük sürprizlerle yad ederler. Kurumlarin ve toplumlarin yasamlarinda ise 100. yil, asirlik çinar olma yolunda ilk adimdir. Osmanli'dan hatira kalan Besiktas, Galatasaray ve Fenerbahçe gibi kadim takimlarimiz, 100. yaslarini çok görkemli kutlamislar ve bu tarihi anlarini sampiyonlukla taçlandirmak için azami gayret göstermislerdir. 2023 yili da Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. dogum günüdür. Türkiye de, 100. yilini dünyanin en büyük 10 ekonomisi arasina girerek taçlandirmak istemektedir. Atatürk'ün ebedi mirasina, tarihimize ve onurumuza bundan daha güzel hediye ne olabilir?
Türk ekonomisi 15 yilda üç kat büyüyecek
Toplam milli gelirini 2007 yilinda 659 milyar dolara çikaran Türkiye'nin, su andaki dünya siralamasi 17'nciliktir. Dünyanin en büyük 10. ekonomisi olabilmesi için, Türkiye'nin önündeki 7 ülkeden (sirasiyla, Hollanda, Avustralya, Rusya, Meksika, Güney Kore, Brezilya ve Hindistan) daha hizli kosmasi ve daha makul isler basarmasi gerekmektedir. Haziran sonu düzenlenen, TASAM Türk Bankaciligi-Vizyon 2023 kongresine katilan Vakifbank Ekonomik Arastirmalar Heyeti, Türkiye'nin 2023'teki milli gelirinin 1,5 trilyon dolari bulacagini öngörmektedir. Bu da, Türk ekonomisinin önümüzdeki 15 yil içerisinde yaklasik üç kat büyümesi demektir. Bunun için gerekli üretim ve hizmet artisi için, dört temel ekonomik faktörün bir araya gelmesi gerekir: Sermaye, emek, arazi ve teknoloji. Bu örgütlenmeyi kim basaracak? Serbest ekonomilerde, basat görev mütesebbislere düsmektedir. Bu sistemde, devlet ise, sadece oyun sahasini düzenleyen ve oyunun kurallarina göre oynanmasini saglayan hakemlik görevini üstlenir. Türkiye iki üç kat büyüyecekse bunun finanse edilmesi gerekmektedir. Bir ekonomide iki grup aktör bulunur: Bir yanda bütçesi fazla verenler, diger yanda bütçesi açik verenler. Ilk grup, gelirinden az harcamis, fazla vermis; ikinci grup ise, gelirinden fazla harcamis, açik vermistir. Diger bir deyisle, bir tarafta fon fazlaligi, diger tarafta ise fon noksanligi vardir. Bir ekonomide bütçeleri genellikle fazlalik verenler (tasarrufçular) "hanehalklari", açik verenler (yatirimcilar) ise "sirketlerdir". Finansal kurumlar ve piyasalar, bu iki grup arasinda fon transferini saglayarak hayati bir görev üstlenirler. Bu çok kritik bir vazifedir, çünkü kârli ve verimli projelere sahip olan mütesebbisler, genellikle fon eksikligi çekerler. Aksine, tasarruf sahiplerinin de kârli bir projesi ve fikri olmayabilir. Tasarrufçulardan mütesebbislere fon transferi yapilabilirse, projeler hayata geçecek, istihdam yaratilacak ve ekonomik büyüme saglanacaktir. Fon fazlasi olanlar, eger piyasalar olmasa, paralarini yastik altinda tutacaklar, mütesebbislerin projelerini hayata geçirmesine katkida bulunamayacaklar ve ne kendilerine ne de ekonomiye faydalari olacaktir. Güçlü ve basarili ekonomiler, tasarrufu olan ama projesi olmayan kesimden, projesi olan ama fonu olmayan kesime büyük kaynaklar aktarabilen güçlü ve basarili finans sektörlerine sahiptir.
Bir ekonomide tasarrufçular ile yatirimcilar arasinda fon transferi iki sekilde yapilir: Ya finansal piyasalar ve ya da finansal kurumlar araciligiyla. Direkt finansman seklinde, fon açigi olanlar fazlasi olanlarla finansal piyasalarda (borsalar ve tahvil piyasalari) aracisiz direkt bulusurlar. Bir taraf digerine fon karsiligi bu piyasalarda kiymetli evrak (tahvil, hisse senedi, bono vs.) satar. Dolayli finansmanda ise, fon transferi, finansal kurumlar (bankalar, sigorta sirketleri, yatirim ve emeklilik fonlari vs.) araciligiyla gerçeklestirilir. Mesela, fazlasi olanlar paralarini bankaya yatirirlar, bankalar da fon açigi olanlara kredi verirler. Finansal kurumlar, burada iki grup arasinda dururlar, aracilik görevi güderler ve bu hizmetlerine karsilik komisyon keserler. Bütün dünyada, fonlarin çogu finansal kurumlar araciligiyla yatirimcilara dolayli olarak aktarilir ve finansal kurumlarin en büyügü bankalardir. Bankalarin agirligi bizim gibi gelismekte olan ülkelerde en üst düzeydedir. Mesela, ABD'de sirketlerin dis finansman ihtiyacinin % 53'ü finansal kurumlar tarafindan saglanirken, bu oran ülkemizde % 90'larin çok üzerindedir. Bu da, ülkemizde finansal piyasalarimizin geliskin olmadigina ve banka disi finansal kurumlarin miniskül olduguna isarettir.
Temel soruna geri dönersek, dünyada ilk 10 ülke içerisine gireceksek, mütesebbisler daha çok kârli proje üretmeli ve yatirim yapmali, bankalar da bu yatirimlari finanse etmelidir. Bu hizli büyümeyi finanse etmek için de, yüksek miktarlarda fona ihtiyaç vardir. Türk banka sektörünün büyüklügü su anda 500 milyar dolar civarindadir. Bu miktar çok mütevazidir; ancak Avrupa'daki orta büyüklükteki bir bankanin varligina esittir . Öyle gözüküyor ki, banka kaynaklarimiz, ekonominin 2023 hedefini tutturabilmesi için çok düsüktür. Kalkinmamiz için gerekli ilave fonlari iki yoldan, ya yerli ya da yabanci kaynaklardan, temin edebiliriz. Modern sirket finansmaninda bir hiyerarsi vardir. Yatirim yaparken ilk önce öz sermaye, kâfi gelmez ise, sonra dis kaynaklar (borçlanma ya da sermaye artirimi) kullanilir. Dis kaynak temini hem uzun zaman alir, hem masraflidir, hem de risklidir. Bizim de ülke olarak, kalkinmamizi önce iç kaynaklar üzerine bina etmemiz gerekir; yetmiyorsa, büyümeyi yavaslatmamak ve yarista geri kalmamak için, yabanci kaynak kullanimina gitmeliyiz.
Yatirimlara dönüsecek fonlarin temel kaynagi ülkemizde bankalardir. Bankalar ise kendilerine yatirilan miktar kadar üretime katkida bulunabilir. Bankalarin fiktif iki kapisi vardir; ön kapidan mevduat sahipleri bankaya para koyarlar; arka kapidan yatirimcilar bu parayi borç alirlar. Türkiye bankacilik sektörünün elinde bulunan 500 milyar dolarin esasinda çok önemli çagrisimlari var. Evvela, sistemde büyük kaçaklar var demektir. Öyle anlasiliyor ki, bankalara ön kapidan fon girisi ülkemizde çok sinirlidir. Para bankalarda degilse ve finansal piyasalara da ugramiyorsa, nerede bu para? Ekonominin motor yagi olan bu fonlar maalesef ülkemizde sistem disinda bir yerlerde tatilde yan gelip yatmaktadir. Gelismis ekonomilerde para cepte, minder altinda, ya da kasada degil, banka hesaplarinda, ekonominin hizmetindedir. Gelismis ülkelerde ödeme yapmak için paraya pek ihtiyaç da yoktur; ödemelerin çogunlugu çek üzerinden yapilir; artan kredi ve banka kartlari, internet bankaciligi da para tasimaya pek gerek birakmaz.
Sirketler ve kisiler olarak cebimizde veya kasamizda ortalama 1.000 YTL tutsak, 40 milyon ekonomik birim için bu, kabaca 40 milyar dolar; 2.000 lira olsa, 80 milyar dolar eder (bu miktar dis ticaret açigimizi kat be kat kapatmaktadir). Bankacilik sisteminden kaçan paralara, yurtdisinda zenginlerimizin tuttugu hesaplari ve kadinlarimizin boyunlarindaki, kollarindaki, sandiklarindaki sira sira altin ve mücevherati da katmak gerekir. Türkiye'de binlerce kuyumcuda bulunan dükkânlar dolusu altin ve mücevherat, aslinda ekonomiden ve istihdamdan kaçirilmis atil kaynak demektir. Annelerimiz ve kizlarimiz tabii ki süslenecekler ama ellerindeki süs fazlasi altin miktari baska bir seyleri çagristirmaktadir. Öyle gözüküyor ki, Türkiye bankaci bir toplum degildir. Banka aktiflerinin milli gelirimize orani % 70 civarinda olup, AB içinde bu alanda en sonuncu siralardayiz. Bu oran Lüksemburg'da % 900, Ingiltere ve Irlanda'da % 600-700 ve Italya ve Yunanistan'da ise % 200 civarindadir. Peki paramiz niye evine (bankacilik sistemine) bu kadar soguktur? Türkiye nereden bakilirsa bakilsin bir nakit toplumudur; ekonomik aktivitelerin icrasi ve ödemeler hep nakde dayalidir. Çek kullanimi, senet kullanimi çok sinirlidir. Bunun en büyük nedeni ise itimat eksikligidir. Birbirimizi yillardir hep "aldattigimiz" için ve magdur oldugumuzda bizi koruyacak "etkin bir hukuk düzeni" olmadigi için, kimse kimseye ve kimse de kimsenin senedine itibar etmemektedir. Geçen sene, Türkiye'de ilk ev aldigimizda ev sahibinin parayi nakit istemesi ve 200 bin dolar civarinda parayi çantamizda uzun süre tasimak zorunda kaldigimizda, nasil soguk terler döktügümüzü bugün gibi hatirliyorum. Ayrica, insanlar geçmis yillarin aci enflasyon tecrübesiyle, paraya karsi sitma kadar soguktur; o yüzden alternatif reel degerlere (eve, arsaya ve altina) meyletmektedir. Ayrica, banka sektörünün geçmiste birkaç kriz yasamasi birçok magdur dogurmus ve insanlarimizin bu kurumlara güvenini oldukça zedelemistir. Ilaveten, ekonomik ve siyasal istikrarsizliklar, bütün sistem üzerine süpheler dogurmakta ve insanlarimizin paralarina simsiki sarilmalarina ve kimseye itimat etmemesine neden olmaktadir.
2023 hedefi için, sistem disi kaçak paralar bir sekilde sisteme kazandirilmalidir. Bunun için de, ilk önce sisteme güven perçinlenmelidir. TMSF'nin 50 bin YTL mevduat güvencesi ve zayif bankalarin sistemden ayiklanmasi önemli adimlardir. Ayrica, finansal ürün çesitleri zenginlestirilmelidir. Dinî ve kültürel çekinceleri olanlarin inançlarini sorgulamak yerine, onlari rahatlatacak finansal ürünler gelistirilmelidir. Sermayeyi yesil, kirmizi ve kahverengi tasnifine tabi tutmak yerine, hepsini sisteme sokmanin yollarini aramamiz gerekmektedir. Gerekiyorsa, isteyene yesil, isteyene kirmizi, isteyene pembe renkli banka hesap cüzdani verelim, hisse ve tahvil senedi gelistirelim, ama vatandaslarimizin paralarini nasil olursa olsun ekonominin hizmetine kazandiralim. Havuzda ne kadar para birikirse fon maliyetleri düsecek, arabalarimizi, evlerimizi ve isyerlerimizi daha ucuza finanse edecegiz ve hep beraber daha hizli kalkinacagiz. Körfezde biriken devasa petro-dolar gelirlerine göz diken Bati finans kurumlarinin, bu bölgeye has Islami finans ürünleri (sukuk) gelistirmesi, bu sistemi anlamak için Londra'da Islam Bankaciligi master programlarina ve seminerlerine destek saglamalari bize ders olmalidir. Bu olmazsa, "Alamanci" isçilerimizin magduriyetlerini hatirlayalim ve ders çikaralim. Almanya'daki isçilerimiz yillarca tasarruf yapmis ve hep kârli yatirimlar hayal etmistir. Bu insanlarin ekseriyeti dinî kaygilari güçlü insanlardir; dolayisiyla banka sistemine sogukturlar. Bu insanlarin kaygilarina yönelik finansal ürünler ve kurumlar gelistirmedigimizden, kömür ocaklarinda, kimya fabrikalarinda, her türlü agir sartlar altinda kazandiklari alin teri paralarini, kendileri direkt degerlendirmeye kalkistilar. Bu insanlarin yatirimlari uzman kurumlar ve bankalar gözetiminde degerlendirilmedi. Bu isçilerin Türkiye'de direkt kurdugu yüzlerce firmanin hepsi batmistir. Proje analizinden ve kredi degerlendirmesinden geçmeyen üçüncü kisilere kaptirdiklari paralarin ise hâlâ pesinde acilar içinde kosmaktadirlar.
Krediler ayrim yapmadan dagitilmali
Ekonominin bütün fonlarini bankalarin eline kazandirsak bile sorun bitmemektedir. Mevduat (fon) toplarken bankalar herkese gülümsemekte, ama krediye gelince ayrim yapabilmektedir. Bankalar bu fonlari en hak eden sirket, kisi ve kurumlari kredilendirmelidir. Yoksa, fonlar sadece devlete rüsvet ve haraç babindan verilirse ve yandas sirketlere aktarilirsa, sürdürülebilir bir büyüme yapilamaz. En iyi projelere sahip olanlar her zaman bagli sirketler ya da benzer düsünceliler olmayabilir. ABD'de kredi verirken, bankalarin yas, cinsiyet, din, irk ve bölge farkliliklari üzerine ayirim yapmasini önleyen kanunlar vardir. Ayrica, her banka, mevduat topladigi bölgeye kredi vermekle yükümlüdür. Yani, Hakkari'den, Giresun'dan, Sivas'tan mevduat toplayip, sadece Istanbul'a kredi vermek hem adilane degildir, hem de güdük ve çarpik bir büyüme yaratir. Bu anlamda, mevduat toplanirken de kredi verilirken de demokrasi olmalidir. Ayrica, bir ekonomide bankalarin etkin yatirim yapabilmesi için de kârli ve verimli projelerin bol olmasi gerekir. Bunun için de, ekonomik, hukuki ve siyasi istikrar gerekir. Devletin yarattigi istikrarsizlik, hem proje sayisini hem de proje kârliligini düsürür.
Herkesin kendi saatini kurmasi gerekiyor. 2023'e 15 kala, bu ülkenin en büyük kurumu olan "devlet baba", eger ikide bir "kendinden çakmakli" lüzumsuz krizler içinde bogusuyorsa, o devletin çocuklari arasinda da dirlik ve huzur olmaz. Böyle bir ortamda, o evin kendi çocuklari sistemden kaçarken, yabancilardan da medet beklenemez. Türkiye'nin 2023 vizyonuna en büyük engel maalesef kendisidir. Eger Türkiye kendini asabilirse, önündeki yedi ülkeyi dikiz aynasindan seyretmenin keyfini eminim silah atarak kutlamayacaktir.
PROF.IHSAN ISIK
Amerikan Türk Ticaret Odasi (ATCOM) Baskani
Dünya Türk Is Konseyi Amerika Bölge Komitesi Üyesi & Rowan Üniversitesi Ögretim Üyesi 