
Haiti trajedisinin öncesi ve sonrasi, mühim dersler ve ibretlerle dolu. Depremi müteakip çikarma yaparcasina, birçok ülke Haiti'ye hemen asker ve yardim gönderdi.
BM Haiti Özel Temsilcisi Bill Clinton, yardim çalismalarini yerinde gözlemlemek için, CNN'in su haliyle "yeryüzündeki cehennem" diye niteledigi Haiti'yi mesken tuttu. Haiti Devlet Baskani Rene Preval, deprem sonrasi ülkesine yiyecek ve asker göndermeye kosan dünya kamuoyuna tesekkür ederken, diger yandan da dikkatleri bambaska bir yöne çekti: "Haiti depreminin yaralarini sadece pansumanla iyilestiremeyiz; ülkenin daha derindeki sorunlarina yönelmeliyiz; demokratik kurumlari yeniden ama daha güçlü insa etmeliyiz!"
"Bati'da kanat çirpan bir kelebek, artik Dogu'da bir firtinaya sebep olabiliyor". Uzun süre ihmal edilen seyler, sorumlu veya sorumsuz herkese zarar verebiliyor. Böylesi bir dünyada gözünü ve gönlünü kapatan ancak kendisine gece yapiyor! Zira, küresellesen dünyada artik hiçbir sey uzakta olmuyor; küçük bir köyün alt veya üst mahallesinde oluyor. Yeryüzünün asiri fakirlige ve sefalete terk edilmis, atik madde ve sürgün yeri haline getirilmis, adaletsizligin hüküm sürdügü, terör ve vahset yuvasina dönüsmüs bölgelerinin sorunlari dönüp dolasip dünyanin en emniyetli sanilan "refah adalarini" da vuruyor. Artik bu devirde hiçbir sorun "millî" bir sorun degildir; tabii felaket, hava kirliligi, terörizm, AIDS, domuz gribi ve Gazze sorunu gibi. Bazi kesimler, dogru veya yanlis, okyanuslarla çevrili, ulasmasi zor, dolayisiyla askerî olarak en korunakli olarak bilinen Amerika'yi kalbinden vuran elim 11 Eylül terör eylemini, dünyada haksizliga ve adaletsizlige karsi biriken bir "hiddetin" bosalmasi veya uzantisi olarak görmektedir. Haiti'nin zaten içeriden ve disaridan anti-demokratik müdahalelerle yüzyillardir sallanan fizikî, hukukî, ekonomik ve siyasî alt ve üst yapisi bu depremle tamamen çökmüstür. Haiti, yönetimi ve ekonomisiyle Amerika'nin dibindeki Afrika'dir. Bu depremle adeta gelecegi kararan milyonlarca Haitili, komsulari Dominik Cumhuriyeti'ne veya ABD'ye akin etmektedir. Amerika, kendisine siginacak milyonlarca mülteciye pek sicak bakmamaktadir. Onlarla beraber, salgin hastaligin, teröristlerin, istikrarsizligin ülkeye sizacagindan endise etmektedir. Amerika, bu sevimsiz kaygisini örtbas etmek için, ülkesinde illegal olarak bulunan 200 bini askin Haitiliye vatandaslik taniyacagini duyurmustur. Anlasilan, Amerika (ve dünya) arka mahallesindeki "mezbeleliklere" yillarca gözünü kapamasinin bedelini agir ödeyecek.
iktidar savasinin faturasi masum halka
Amerika kitasinda Fransizca konusan tek bagimsiz ülke olan Haiti'de nüfusun % 95'i Afrika kökenli zencidir. Latin Amerika'da ilk siyahî agirlikli bagimsiz devlet Haiti'dir. Fransa'dan bagimsizligini 1825'te 90 bin altin franka kazanan Haiti, bir köle isyani sonucu dogmustur. Ancak yüz yillardir esaret içerisinde yasayan bu topluluk, birdenbire efendi olunca, kendisini yönetmekte zorlanmistir. Siviller ve askerler arasindaki bitmek tükenmek bilmeyen iktidar savaslari, simdiye kadar 32 askerî ihtilale neden olmustur. Darbelerle zayiflayan ülkenin yönetsel ve ekonomik yapisinda, yeri gelmis bir avuç Suriyeli azinlik ihtilal yapabilmis; 200 kisilik bir Alman varligi uzun yillar ülke ticaretinin % 80'ine hükmetmistir. 1911-15 yillari arasinda, ülkeyi 6 degisik devlet baskani yönetmistir; zira hepsi askerî bir darbeyle ya sürgüne gönderilmis, yahut idam edilmistir. Iç kargasalar, dis müdahalelere sik sik davetiye çikarmis, ülke 1915-34 yillari arasinda Amerikan isgaline maruz kalmistir. Istikrarsizligin, yolsuzlugun ve despotlugun uzun yillar kol gezdigi bu küçük Karayip ülkesinde, en son 2004'te bir askerî ihtilal olmus, eski cumhurbaskani Aristide, Güney Afrika'ya sürgün gitmistir. Darbe sonrasi, Haiti yeni bir kaosun içine sürüklenince, iç çatismalari bütün Karayipler'in istikrarini bozacak seviyeye ulasmistir. Birlesmis Milletler, ülkenin kendi basina bu sorunlarin üstesinden gelemeyecegini anlayinca, ülkeye 15 bin kisilik bir baris gücü yollamistir. Haiti, böylece, asayisi ve isleyisi bile yabancilar tarafindan temin edilen bagimli bir ülke haline gelmistir.
32 defa kafasina "balyoz" indirilmis bu ülke, depreme zaten bitik girmistir. Aksini beklemek de zordur. Müdahaleler, demokrasinin yerlesmesini, siyasî partilerin ve demokratik kurumlarin köklesmesini geciktirdigi gibi, insanlar arasi iliskiyi, hakkin ve vicdanin degil, pazi gücünün belirledigi ilkel bir sistem dogurur. Haiti, bunun apaçik bir örnegidir. Herhangi bir ekonominin fakru zaruret seviyesinin üzerinde bir islerlik kazanabilmesi için, her seyden önce kamu güvenligine ihtiyaç vardir. Kamu düzeninin kesintilerle asiri sekilde yiprandigi yerlerde anarsi ve istikrarsizlik olur. Nitekim, 1986 yilinda Duvalier hükümetinin darbeyle devrilmesinden bu yana Haiti'yi tamamen kontrol edebilen bir merkezî hükümet kurulamamis, her tarafi haydutlar sarmis ve tüm sosyal ve ekonomik hayat felce ugramistir. Su an, dünyanin en mezbele ve en tehlikeli sehri (Cité Soleil) Haiti'dedir. 2004'ten bu yana, BM Baris Gücü bu sehre bir kez, o da ancak bir saatligine girebilmistir. Bir ülkede mesru ve demokratik bir düzen olmazsa, asayis ve hukuk olmaz; hukuk olmazsa da ekonomi gelismez. Haiti'nin kisi basina geliri senede sadece 700 dolardir. Bu, bir Haitilinin günde ortalama 2 dolardan daha az parayla yasadigini göstermektedir. Ülke nüfusunun % 80'i açlik sinirinda yasamaktadir. Gelir dagilimi bir felakettir; ülkenin en zengin % 1'i, toplam gelirin % 50'sine hükmetmektedir. Nüfusun yarisi okuma yazma bilmemektedir.
Haiti, sömürgenin, dis müdahalelerin ve tabii felaketlerin degil, bu billur sahiller ve tropikal ormanlar ülkesinin kendi öz evlatlari arasindaki iktidar savaslarinin tükettigi bir ülkedir. Zayiflayan bir bünyeye her türlü bela musallat olur. Direnci kirilmis bir bedenin de mukavemet gücü düser. Haiti, eger anti-demokratik müdahalelerle ekonomik ve politik olarak bu kadar yipranmasaydi, bu feci depremin zararlarini muhtemelen daha kolay atlatabilirdi. Yilin her ani besik gibi sallanan depremler ülkesi Japonya, sik sik etkin volkanlarin hismina ugrayan Italya (Etna) ve Amerika (Hawai), dünya savaslari sonrasi yerle bir olmus Avrupa ülkeleri, düstükleri yerlerden hemen dogrulurken, güçlü bir demokratik ve hukukî zemine dayaniyorlardi. Aslina bakilirsa, elinde çekiç olan her sorunu bir çivi gibi görürmüs. Elindeki çekiç (veya balyozu) oraya buraya sallayanlar da, sonunda her seyi tuz buz ediyorlar. Ülkeyi düsmanlara, bölücülere, çetelere, yolsuzluklara ve tabii afetlere karsi zayif birakiyorlar. Iktidar savaslari insanin dogasinda hep var. Lakin, bunu medeni ve demokratik yollarla basarabilenler ancak gelisip yükseliyorlar. Elindeki silahla ya da tasla galebe çalmaya çalisanlarsa, bir ülkenin "orman düzeninden" çikisini geciktiriyorlar. Sigmund Freud'un dedigi gibi "muhaliflerine tas yerine laf atan ilk insanoglu medeniyetin kurucusudur!" Medeni insanlar ve ülkeler de -baslarina balyoz inmedikçe- sarsilsalar da öyle kolay kolay yikilmiyorlar.
PROF.IHSAN ISIK
Amerikan Türk Ticaret Odasi (ATCOM) Baskani
Dünya Türk Is Konseyi Amerika Bölge Komitesi Üyesi & Rowan Üniversitesi Ögretim Üyesi
