
Bir ülkenin ekonomik dengeleri, içerisinde yasayan insanlarin genel tercihlerini yansitir. Örnegin, Amerikan toplumu tüketici, Japon toplumu ise tasarrufçu bir toplumdur. Bu yüzden genelde Amerika bütçesi açik, Japonya bütçesi fazla verir.
Bugün Amerikan ekonomisinin üzerindeki kara bulutlar, Amerikan toplumunun ve yasam biçiminin eseridir. Bugünkü bunalimi haber verircesine, iki yil önce, Amerika'da birikimlerin gelire orani eksiye düsmüstür. Eger bir aile sürekli gelirinden fazla harciyorsa, aile bütçesi açik veriyor ve birileri de bu açigi finanse ediyor demektir. Açik veren aile, borcunu ilk önce nakit veya nakite benzer birikimlerini, mesela banka tasarruf hesabini ve altinlarini bozdurarak ödemeye çalisir. Borç eger asiriysa, bu kez aile borcunu ödemek için geleceginin ipotegi olan uzun dönemli yatirimlarini, mesela tarlasini, arsasini, dükkanini ve nihayet gündelik esyasini ve evini barkini elden çikarmak zorunda kalir. Bu, bir ailenin maddî ve sosyal tasfiyesi demektir. Amerikan bütçesi 1975'ten beri, kisa Clinton dönemi hariç, çok büyük açiklar vermistir. Bush yönetiminin ilk döneminde bütçe açigi zirve yapmis ve toplamda 648 milyar dolari bulmustur. Bütçe açiklari, gelire oranla asiri harcamalardan kaynaklanir. ABD açiklarini ancak ya yatirimlarini kisarak, ya halkin tasarruflarini artirarak ya da içeriden ve disaridan borçlanarak kapatabilirdi. Bush yönetimi -Irak ve Afganistan savaslari ve artan güvenlik harcamalari nedeni ile- ilk tercihi reddetti; halkin tasarruf etmesini de faizleri asiri düsük tutarak gerçeklestiremedi; dolayisiyla tek çözüm olarak asiri sekilde borçlanma yolunu seçti. Dolayisiyla, bütçe açiklari da dis ticaret açiklari da rekor seviyelere ulasti. 2006 yilinda, ABD'nin cari açigi neredeyse 1 trilyon dolara vardi. Ne devlet ne de halk, kemer sikmaya razi olmadigindan; bir diger deyisle halk tasarruf yerine harcamayi seçtiginden, bu ikiz açiklar genellikle içeriden degil disaridan borçlanmayla karsilandi. Son yillarda hizla büyümekte olan üçüncü dünya ekonomileri, (mesela BRICET denilen, Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Dogu Avrupa ve Türkiye'nin), bütün dünyada yiyecek, maden, enerji ve petrol ürünlerine talebi asiri artirmistir. Artan ihracat, özellikle Ortadogu, Çin, Kore ve diger Asya ülkelerinde, büyük bir vurguna ve servet yigilmasina sebep olmustur. Bu gelismeler de, bu ülkelerde ekonomiyi canlandirmis, dis yatirimlara cazip hale getirmis, gelismis ülkelerden üretim ve yönetim tekniklerinin transferini bu ülkelere hizlandirmistir. Artan ticaret, tecrübe ve sermaye birikimi, bu ülkelerde uluslararasi piyasalarda rekabet edebilecek sirketlerin ve yatirim fonlarinin filizlenmesine neden olmustur.
Dolarin deger kaybetmesi, stratejileri degistirdi
luslararasi ticaret çogunlukla dolar üzerinden yapildigindan, bazi ülkeler birer devasa dolar deposu haline gelmistir. Bugün sadece Çin'in elinde 1,5 trilyonu bulan dolar rezervleri vardir. Arap ülkeleri farkli degildir. ABD'nin yavaslayan ekonomisini canlandirmak ve kredi darbogazini asmak için faizleri ardi ardina radikal bir sekilde düsürmesi, para musluklarini ardina kadar açmasi ve kronik dis ticaret açiklari, dünyayi dolara bogmustur. Uluslararasi piyasalara asiri dolar arzi da, dolarin diger paralara karsi asiri deger erozyonuna ugramasina sebep olmustur.
Bugünkü para sistemi herhangi bir çipadan yoksundur. 1946-1971 yillari arasinda cari olan Bretton Woods sistemine göre, bütün paralar dolara, dolar da altina endekslenmistir. Bu sistemde, dolar altina dönüstürülebildiginden, Amerika ancak altin rezervleri kadar piyasaya dolar sürebilmekteydi. Amerikan Merkez Bankasi FED'e 35 dolar götüren herhangi biri, karsiliginda bir ons altin alabilmekteydi. Yalniz, 1960'larda Baskan Johnson yönetiminin, Vietnam Savasi'ni ve cömert popülist politikalarini finanse etmek için vergi artirimlarini degil de asiri para basmayi seçmesi bu sistemin sonu olmustur. Ellerindeki dolarin hizla deger kaybettigini anlar anlamaz, diger ülkeler dolarlarini altina çevirmek için FED'in kapisinda siraya girmislerdir. Bu kadar paraya karsi altini olmayan ABD, 1971'de Baskan Nixon'un emriyle dolarin altina dönüstürülmesini kaldirmistir. Bundan sonra, sadece merkez bankasinin itibariyla desteklenen fiyat para sistemi dogmus ve dolarin arzini dengeleyecek herhangi bir degerli maden sinirlamasi kalmamistir.
Amerika'yla ticaret yaparak veya dolar üzerinden mal satarak dolar biriktiren ülkeler, ABD'nin asiri ticaret açiklari vermesinden ve gevsek para politikalari izlemesinden dolayi asiri tedirgindirler. Bugün dünyada toplam merkez bankasi rezervlerinin takriben % 60'i dolar cinsindendir. Degeri hizla eriyen dolar, bu ülkeler için servet kaybi demektir. Eskiden olsa, bu tehlike karsisinda dolarlari alirlar, FED'e gider, karsiliginda altin alirlardi. Bugün, FED'e 100 dolar götürseler, karsiliginda alacaklari, ancak yeni 5 tane 20 dolardir. Dolarin deger kaybetmesi tehlikesiyle, bugün ellerinde devasa dolar rezervi bulunduran ülkeler, eger dolardan baska bir para birimine, mesela Euro'ya geçmeye kalkarlarsa, bindikleri dali keserler. Zaten tedirgin olan döviz piyasalarinda panik bas gösterir, dolar asiri deger kaybeder ve bu ülkelerin birikimleri erir gider. Bu politika bir kisinin ayagina kursun sikmasindan farksizdir. Bu ülkeler bu parayi basan FED'e gidip dolarlari iade edemediklerinden, karsiliginda altin alamadiklarindan, baska bir para birimine de geçemediklerinden, tek yol olarak dolar birikimlerini Amerikan yatirimlarina dönüstürmeyi seçmektedirler. Bugün, bir eve borçlarini temin için hacze gelen memurlarin o evin en degerli esyalarini kapip gitmeleri gibi, dolar zengini ülkeler de Amerika'nin en gözde sirketlerini, en güzel gayrimenkullerini ve en kaliteli ürünlerini haczetmektedirler.
Dolarin asiri deger kaybetmesi ve Amerikan ekonomisinin depresyona düsme tehlikesi, çok önemli marka degeri olan Amerikan sirketlerini yabancilar için "kelepir" hale getirmektedir. Bu yüzden, simdiye kadar hep yukaridan (zengin ülkelerden) asagiya (fakir ülkelere) akis seyri gösteren sermaye, ortaya çikan essiz firsatlar nedeniyle asagidan yukariya akma istidadi göstermeye baslamistir. 2006 yilinda asagidan yukariya direkt yabanci yatirimi 174 milyar dolari bulmustur. Toplam dünya yatirimlarinin % 14'unu bulan bu miktar, 1990'da sadece % 5'ti. Sadece son 10 ayda, kredi krizinden dolayi asiri kan kaybeden Amerikan finansal kurumlarina gelismekte olan ülkelerden 69 milyar dolar sermaye nakli yapilmistir. Gelismekte olan ülkelerden Amerika'ya yatirimlar iki yoldan yapilmaktadir: Sirketler ve devlet yatirim fonlari araciligiyla. Ortaya çikan kosullarda, küresel oyuncu olma amaci güden basarili üçüncü dünya sirketleri, yeni teknolojilere erismek, üstün yönetim tekniklerine vakif olmak, yeni pazarlara ulasmak, marka degerlerini artirmak, çetin rekabet sartlarina alismak, bulus ve yeniliklere yakin olmak ve koruma duvarlarini asmak için gözde Bati sirketlerine talip olmaya ve satin almaya baslamislardir. 2.500 dolar satis fiyatiyla, dünyanin en ucuz arabasini üreten Hindistanli Tata Holding, Ingilizlerin lüks araba markalari Jaguar ve Land Rovers'i mali güçlükler çeken Amerikan Ford firmasindan almak üzeredir. Yine ayni ülke orijinli Mittal adli çelik firmasi 2006 yilinda Avrupa'nin çelik devi Arcelor'u yutmustur. Birkaç yil önce, Çin kökenli Lenovo firmasi, bilgisayar sektörünün abidevi Amerikan sirketi IBM'in kisisel bilgisayar kolunu ele geçirmistir. Meksika kökenli hazir beton üreten sirketi Cemex, sirket alimlariyla bugün Amerika'nin ve Ingiltere'nin en büyük çimento firmasi haline gelmistir. Brezilya kökenli özel jet üreticisi Embraer sirketi, Kanada ve Amerika'ya yaptigi açilimlarla, bugün dünya devleri Airbus ve Boeing'i bazi alanlarda tehdit eder hale gelmistir.
Üçüncü dünya ülkelerinin dolar kazanimlari, ayrica devlet yatirim fonlari araciligi ile Amerikan varliklarina dönüstürülmektedir ve bu da Amerika'da bazi politik gerilimlere sebep olmaktadir. Bu tür fonlarin ellerinde bulunan sermayenin, bugün 2 ile 3 trilyon arasinda degistigi farz edilmektedir. Bu hizla giderse, 2015 yilinda bu fonlarin 12 trilyon dolar sermayesi olacaktir. Bu tür fonlar, IMF'nin tavsiyesiyle, ülkelerinin petrol ve ticaret gelirlerini gelecek nesillerin de refahini düsünerek uzun dönemli yatirimlara dönüstürmek amaciyla kurulmustur. 1950'lerden beri etrafta olmalarina ve daha önce Bati'da sayisiz yatirim yapmalarina ragmen, son yillarda Bati'da yaptiklari belirgin alimlarla daha çok dünya gündemine düsmüslerdir. Bati'da, bazilari bu fonlari kurtarici bazilari ise büyük bir tehlike olarak görmektedir. Gelismekte olan ülkelerin devletleri Amerika'nin stratejik sirketlerini ele geçiriyor izlenimi vardir. 900 milyar dolarla dünyanin en büyük devlet fonu olarak bilinen Birlesik Arap Emirlikleri kökenli Abu Dhabi Yatirim Otoritesi, zor günler yasayan yeryüzünün en büyük finans devi Citigroup'a 7,5 milyar dolarla 2007 Kasim'inda imdada kosunca bu fonlar sicak gündem olmustur. Citigroup'a ek olarak, Amerika'nin diger finans mücevherleri Merrill Lynch, Morgan Stanley ve Blackstone'un da Arap, Çin, Kuveyt, Singapur ve Kore kökenli devlet fonlarinin önemli sermaye aktarmasina mecbur kalmalari, güçlü Amerikan onurunu zedelemistir. "Yalniz dilenciler seçici olamazlar" sözünü atasözü yapan da yine Amerikalilar...
Türk sirketleri global düsünmeli
ütün dünyadan sirketlerin ve devlet yatirim fonlarinin meshur Amerikan sirketlerini ucuza kapatmaya kosmalarina ragmen, ülkemizden sadece Ülker, dünya devi Godiva'yi alarak bu firsati degerlendirmistir. Bugün Amerika'da en iyi sirket avcilari olarak bilinen Warren Buffet, Wilbur Ross ve Ron Perelman, büyük vurgunlar vurmak için günün bugün oldugunu ilan etmislerdir. Bu tür firsat avcisi sirketlere Amerika'da "akbaba girisimciler" denilmektedir. Bir sürü marka sirketin finansal zorluk çekmesi beklendiginden, bu tür girisimcilere gün dogmustur. Bu, Amerikalilar için geçerli oldugu gibi, en çok da yabanci yatirimcilar için geçerlidir. Örnegin, geçen sene dolar TL'ye karsi yaklasik % 20 deger kaybetmistir. Amerikan ekonomisinin krize düsmesi beklentisi yüzünden borsalarin asiri tepki vermesiyle birçok sirket, mesela mali kurumlar, % 20'nin üzerinde deger kaybetmistir. Bir Türk yatirimci için bu, Amerikan sirketlerinin ve varliklarinin takriben % 50 daha ucuza kapatilmasi demektir. Amerikan ekonomisinin durgunlasma tehlikesi, faiz indirimleriyle dolarin daha fazla deger kaybedeceginin beklenmesi, Amerikan varliklarini bütün yabancilar için ideal kilmaktadir. Ingilizler, New York'u bavul ticareti sehrine dönüstürmüstür. Amerikan ekonomisi dinamik bir ekonomidir. Bu tür badireleri daha önce atlatmistir, yine atlatacaktir. Gün olacak devran dönecek ve Amerikan ekonomisi günesi görecektir. Bu kisa dönemli ekonomik krizde, zaman marka degeri olan sirketleri ve varliklari kapmaktir. Nitekim dünya da bunu yapmaktadir.
Akademik çalismalar, ABD borsalarinda hisseleri islem görmeye baslayan yabanci firmalarin otomatik olarak ortalama % 30 deger kazandigini ve ayrica bundan sonra fona ihtiyaç duyduklarinda önemli ölçüde sermaye maliyeti indiriminden yararlandiklarini belirlemistir. Ayni prim, Londra borsalarinda görülmemistir. Eger Türk sirketleri dünya çapinda bir marka olmak istiyorlarsa mutlaka Amerika'da is yapmalilar. Bugün Toyota eger Amerikan pazarina girmemis olsaydi, dünya devi GM'yi yakalayamazdi. Amerikan halki büyük bir tüketicidir. Bu ülke zengindir ve alim gücü yüksektir. Kredi sistemi gelismis oldugundan, insanlarin tüketim istahi hep canlidir. Girisim ruhu çok yüksek, rekabet siddetlidir. Hukuk sistemi geliskin oldugundan, düzenlemeler caydiricidir. Bu yüzden dünyanin temiz ve kara parasi hâlâ bu ülkeyi "emniyet siginagi" olarak görmektedir. Dünyada Amerika'da is yapan firmalara büyük saygi vardir. Çünkü bu firmalar, çetin Amerikan piyasasina girebilmisler ve kati is ve hukuk kurallari içerisinde ayakta kalabilmislerdir. Bu nedenlerden dolayi, imkani olan Türk yatirimcilari, Amerika'da yatirim yapmalidir. Yeni ve rekabetçi bir piyasaya girmek her zaman risk arz ettiginden, bu ülkede sifirdan ise baslamak yerine, mevcut sirketler alinabilir ve onlarin hazir teknolojisine, müsteri ve dagitim agina, hükümet iliskilerine erisilebilir. Bu furya, küçük ve büyük tüm isletmelere firsatlar sunmaktadir. Pasif portföy yatirimcilari sirketler ve sahislar da bütçeleriyle orantili hisse senedi alabilirler. Herkesin cebine ve tarzina göre firsat bulunmaktadir. Bu tür yatirim girisimlerinde, danismanlik ve iyi analiz çok büyük önem arz etmektedir. Danismanlik veren yatirim firmalarinin yaninda, yurtdisinda hizmet veren ticaret ataselikleri, Türk isadamlari dernekleri ve ticaret odalari yatirimcilar için önemli bilgi ve rehberlik kaynagi olabilir.
Amerika, yeni dünya olarak birçok insana firsatlar ülkesi olmustur. Güçlü ekonomisi ve artan refahiyla, yüz yillardir zulümden ve fakirlikten kaçan insanlarin abat oldugu bir ülke olmustur burasi. En basitinden ve en yenisinden, daha dün buraya gelen bir Kenyali çobanin torunu Barack Obama, bugün Amerika'nin en büyük sandalyesine göz dikmistir. Burasi çok bereketli bir ülkeye benziyor. Ekonomisinin yükselisi de, düsüsü de herkese firsatlar sunuyor. Ancak, firsatlar insanin ayagina her zaman gelmezmis, geldiginde de hazir olmak gerek. Hazir olanlar için zaman bu zaman; firsat bu firsattir.
PROF.IHSAN ISIK
Amerikan Türk Ticaret Odasi (ATCOM) Baskani
Dünya Türk Is Konseyi Amerika Bölge Komitesi Üyesi & Rowan Üniversitesi Ögretim Üyesi 