
Gekko "Wall Street" adli meshur filmin baskahramanidir. Gekko rolündeki olaganüstü performansi Michael Douglas'a 1987'de Oscar kazandirdigi gibi, onu Hollywood tarihindeki en unutulmaz 25 karakter arasina sokmustur (Amerikan Film Enstitüsü).
23 sene sonra devami çekilen filmin ikincisi, "Wall Street: Para Asla Uyumaz" adiyla yeni gösterime girmistir. Gekko finans dünyasinin yildiz yatirimcisidir. Basarisi, potansiyeli büyük ama kötü yönetilen firmalari birer birer fethetmesidir. Gekko karakterinin filmde canlandirdigi dinamik hayat tarzi bir nesle model olmus, binlerce genç rüya meslek olarak finansa yönelmistir. Nitekim, film bugün Amerika'da birçok üniversitede is idaresi programlarinda gösterilmektedir. Gekko aslinda modern finans dünyasinin kurnaz generalidir. Gelistirdigi akilalmaz stratejilerle sirketleri ucuza ele geçirmektedir. Gekko'nun esin kaynagi ise filmde elinden hiç düsürmedigi Çinli general Sun Tzu'ya ait "Savas Sanati" adli kitaptir. Film sonrasi büyük bir ün yakalayan bu eser, büyük satis rekorlari kirmis, Gekko hayrani finansçilarin el kitabi olmustur. Milattan önce 500 yilina ait bu çalisma, bugün sadece askerlerin degil, ihtilaf ve çatismaya muhatap olan birçok kesimin esin kaynagidir. Hatta, rivayettir ki, devrin Çin imparatoru Ho Lu, "Bu tezleri kadinlara da uygulayabilir miyiz?" diye merakla sormus, Sun Tzu da "elbette" diyerek birkaç örnekle tatbikatini göstermistir.
TÜRKIYE'NIN ABD PAZARINDAKI YERI
Ticaret aslinda medeni bir savastir. Nitekim, ünlü Fransiz düsünürü Benjamin Constant, "Savas barbar içgüdülerin, ticaretse medeni hesaplarin bir kapismasidir." der. Ikisi de basari için ciddi stratejik planlama gerektirir. Ticari mücadelede de taktikler, ittifaklar, askerler, ele geçirilecek piyasalar, feth veya imha edilecek sirketler, lojistik hamleler, psikolojik savaslar, moral motivasyon, dagitim kanallarini temin ve mücadele sartlarini belirleyen mevzuatlar vardir. Nihayetinde savas da ticaret de birer taktik-strateji sanatidir; sadece büyük bir heyecanla çalismak yetmez. Nitekim, Gekko'nun piri General Tzu, "Taktigi olmayan bir strateji zafere giden en yavas yoldur. Stratejisi olmayan taktik ise sadece hezimet öncesi kuru bir gürültüdür." der. Yillardir bütün ugraslara ragmen, Türkiye bugün dünyanin en büyük pazari ABD'de yoktur. Amerika'nin 2,6 trilyon dolarlik ticaret hacmi içerisinde Türkiye'nin payi sadece 9 milyardir. 2009'da ABD'ye ihracatimiz 3,2 milyar dolardir. Bu rakam Amerika'nin toplam ithalatinda binde ikiler mertebesindedir. Türkiye ezeli müttefiki Amerika'nin ithalat yaptigi ülkeler arasinda 48'inci sirada olup, Banglades'ten bile sonra gelmektedir. Dahasi, Türkiye'nin Amerika ile ticareti son yillarda artmak yerine azalmaktadir. Gelinen noktada, 300 milyon nüfuslu Amerika'ya ihracatimiz bugün 30 milyonluk Irak'a ihracatimizdan daha azdir. Bu sonuç, Türkiye'nin ABD ile ticarete önem vermediginden kaynaklanmiyor. Bilakis, Amerikan pazarina giris Türkiye'de siyasetçilerin, bürokratlarin ve isadamlarinin yillardir en önemli gündem maddelerinden birisidir. Geçmiste yildirim hiziyla kaleler fetheden Türkler, her nasilsa 30 yili askindir Amerikan pazarina girmek için hâlâ yol ariyor. Bütün dünyaya açik bu devasa pazara girmek, Istanbul'u fethetmekten zor olmasa gerek. Demek ki bir yerlerde hata yapiyoruz. Belki de hem kendimizin hem de baskalarinin tarihî ve askerî tecrübelerine tekrar bakmakta fayda var.
Tarihte imparatorluklar ticaret ve sömürge imparatorluklari diye ikiye ayrilir. Ilki ticaret, digeri ise toprak pesindedir. Ticaret pesinde olanlar yerel halk ve yöneticilerle iyi geçinmisler, onlarla anlasmalar imzalamislar ve iki tarafin da ekonomik gelismesine katkida bulunmuslardir. Sömürge pesinde olanlar ise yerel halkin mal ve topragina göz dikmis, kendi yasam tarzlari ve inançlarini empoze etmis, yerel ekonomileri çökertirken, kendilerininkini tepelere tasimislardir. Genelde ticaret imparatorluklari barisin, sömürge imparatorluklari ise savasin sembolüdür. Ticaret imparatorluklarina en iyi örnek Portekiz'dir. Portekiz, Avrupa'nin 16. asirda en fakir ülkesiyken, bir asir geçmeden Ispanya ile beraber küresel süper güç olmustur. Portekiz bunu "feitorias/fabrikalar" dedikleri ticari garnizonlarla basarmistir. Portekiz yakin kesiflerle ilk önce Afrika kiyilarina açilmis, oradaki yerel yöneticilerden Arguin adasini "fabrika" olarak kiralamistir. Arguin'i üs olarak kullanarak hem Afrika'yla ticaret yapmis hem de zamanla daha güneye inerek Ümit Burnu'nu dolanmis, yol boyunca Hürmüz (Iran Körfezi), Malacca (Malezya), Ternate (Endonezya), Goa, Cochin (Hindistan) ve Macao (Çin) adli baska "fabrikalar" kurarak Hindistan ve Çin'e ulasmistir. Portekizli General Albuquerque bütün bu operasyonlari Lizbon'dan yönetmektense, Bati Hindistan kiyilarindaki Goa'yi merkez üs olarak seçmis, kisa zamanda baharat yolu ve ticaretine egemen olmustur. "Fabrikalar" kanunen ve fiziken korunakli üs sehirlerdir.
Bu garnizonlar pazar, ambar, liman, dagitim ve teshir merkezi, gümrük, diger kesiflere ve fetihlere üs görevleri görmüstür. Çevre "fabrikalardan" gelen mallar Gao'da toplandiktan sonra ya Portekiz'de pazara sunulmus ya da Portekiz'in Bati Avrupa'daki iç "fabrikalarina" ihraç edilmistir. Portekiz'in büyük basarisi, zamanla yeni rakipler dogurmustur. Hollanda, Cape Town (Güney Afrika), Calicut (Hindistan), Ambon (Endonezya), Coromandel Coast (Hindistan), Colombo (Sri Lanka), Formosa (Tayvan), Canton (Çin), Mocha (Yemen) and Fort Oranje (New York), Dejima (Japonya) sehirlerinde "fabrikalar" kurarak 17. asirda dünyanin ticaret süper gücü olmustur. Hollandalilar dogu operasyonlarina Cakarta'yi üs yapmislardir. Portekiz ve Hollanda'nin tersine, Ispanya, Fransa ve Ingiltere sömürge ve iskan bazli imparatorluklar kurmuslardir. Ingiltere Hindistan yarimadasi etrafindaki Bombay, Calcutta ve Madras kiyi sehirlerini ilk önce ticarî üs olarak kullanmis, zamanla bu sehirler üzerinden tüm Hindistan'a nüfuz etmistir. "Fabrika" tarzi ticarî üsler bizim topraklarimizda da görülmüstür. Mesela Italyan sehir devletleri (Venedik, Ceneviz ve Floransa) Bizanslilar devrinde Beyoglu'ndan Karadeniz ticaret ve sevkiyatini yönetmislerdir.
Göçler ve siginmalar sonucu son yillarda bazi ülkelerde önemli azinlik mahalle ve kasabalari dogmustur. Bunlar aslinda "modern fabrikalardir". Bugün Bati'da hatiri sayilir bir anakent, hatta kasaba yoktur ki, bir Chinatown'u (Çin Mahallesi) olmasin. Ayni sekilde, Amerika ve Kanada'nin birçok bölgesinde, Little Italy (Küçük Italya), Little India, Little Saigon, Little Manila, Little Armania, Koreatown, Japantown, Germantown, Swedesboro gibi birçok millete ait ya mahalle ya da kasaba vardir. Michigan'in Dearborn sehrine ugradiginizda kendinizi Amerika'da degil, Lübnan veya Irak'ta sanabilirsiniz. Norveçlilerin, Ruslarin, Polonyalilarin, Macarlarin, Yunanlilarin, Çeklerin hakim oldugu kasabalar düzinelercedir. Amerika'da yasayan Türklerin böyle bulunduklari bölgeye damga vuracak bir yogunlasmasi yoktur. Belki New Jersey'deki Paterson sehri sayilabilir ama Türk izleri burada bir caddeyi geçmez (o da Arap ve Hispanik varligi arasinda bir çesnidir). Halbuki, bir ülkeye ekonomik olarak nüfuz etmek için, o ülkede önemli kilit üslere ihtiyaç vardir. Mesela Almanya, Türkiye'nin en büyük müsterisidir. 1980'den beri ülkemize en fazla yatirim yapanlar Almanlardir. Türkiye'ye en çok turist Almanya'dan gelir. Hülasa, Almanya bizim birincil ekmek kapimiz, en büyük ticaret ortagimizdir. Bu tesadüf müdür? Bugün Almanya'da yasayan Türklerin sayisi 100 kadar ülkenin nüfusundan daha fazladir. Ne büyük bir pazar! Soydaslarimiz hem kendileri için hem de Avrupa'ya pazarlamak için Türkiye'den önemli miktarda mal çekmektedir. Bugün Almanya'da döner nasil bir numara hizli-yiyecek seçimi oldu?
Ayni sekilde, Amerika'dan Çindistan'a gönderilen milyarlik is ve yatirimlarin arkasinda bu ülkelerin ABD'de yasayan diasporalari ve onlarin kurdugu "fabrikalar/mahalleler/kasabalar" vardir. Türklerin Amerika'ya ticari ve ekonomik olarak nüfuz edememesinin en önemli sebeplerinden birisi bu ülkede yasayan Türklerin sayisinin kismen az olmasi, az olan nüfusun da koskoca kitaya dagilmasidir. Birçok gurbetçi isadamimiz ayni fikirdedir. Mesela, önemli Türk gida markalarinin Amerika temsilcisi (ve Türkiye'den ABD'ye gida ithalatinin yaklasik % 60'ina hakim) Vintage Food'un sahibi Levent Demirgil, daha çok büyüme potansiyelleri oldugunu ama bunu yalniz basina gerçeklestirmenin zor oldugunu söylüyor: "Bizim agaç degil orman olmamiz gerek. Ne kadar çok Türk isletmesi olursa etrafta, bizim için iyidir. Zira, büyümek için dayanismak sart!" Zaten Amerika'da basarili olan birçok Türk'ün arkasi kuvvetli oluyor; sülalesiyle gelenler hizla yol aliyor. New York ve New Jersey'de bir düzine istasyon isleten iki ortak isadami, Üzeyir Sahin (Çorum) ve Ziya Erdemir (Adana), zamaninda istasyon imparatorlugu kurmalarinin pekala mümkün oldugunu ama adamsizliktan bu firsati kaçirdiklarini söylüyor: "Çalistigimiz petrol firmasi bizlerden çok memnundu ve ne zaman yeni bir istasyon açmak istese, ilk bize teklif ederdi. Ancak, elimizdeki nitelikli elemanlarla ancak bu kadarini basarabildik. Türk toplumunun kesinlikle büyümesi sart!"
Sanki bu niyaz ve yakarislar bir yerlere ulasti. 2004-07 yillari arasinda binlerce Ahiskali Türk Amerika'ya iltica etti. Ahiskalilar candan kopmus bir parçamizdir. Ahiska Türk sinirina 12 km uzakta Gürcistan sinirlari içerisinde bir sehirdir. 1828-29 Osmanli-Rus Savasi sonunda Rusya'ya esir düserler. Ikinci Dünya Savasi esnasinda Türkiye ile savasa hazirlanan Stalin'in emriyle 1944'te bir gece yarisi evlerinden derdeste toplanan 200 bin civarindaki Ahiskali, tren vagonlarina doldurulup basta Sibirya, daha sonra Kazakistan, Kirgizistan ve Özbekistan'a sürülür. 1989 yilinda Özbekistan'da KGB kaynakli Fergana faciasindan sonra tekrar göç etmek zorunda kalan Ahiskalilar, öz yurtlarina dönmek isterler ama bu mümkün olmaz. 1990'larda SSCB'nin dagilmasiyla bir anda ülkesiz, kimliksiz ve pasaportsuz kalan Ahiskalilar çesitli ülkelere iltica talebinde bulunurlar ve nihayet 2004'te ABD'den kabul alirlar. Uluslararasi Göçmenlik Kurumu'nun verilerine göre bugün 13 bine yakin Ahiskali Amerika'nin 33 eyaletinde iskan edilmistir. Dünyanin yönetildigi merkezde güç olmak istiyorsak, bu potansiyeli iyi degerlendirmemiz gerek. Ahiskalilar yillardir hasretiyle yandiklari Türkiye'ye âsiktirlar. Zor anlarinda kimlikleri onlara kalkan olmus, Türklükle asagilandikça Türklükte derinlesmislerdir. Sanki 200 yil önce dondurulmus da bugün çözülmüs has Türk'ü görürsünüz simalarinda. Bir Türkçe name isitince, bir Türkiye manzarasi görünce gözleri pinar olan emsalsiz vatanseverdir onlar.
NEW AHISKA, ABD'DEKI MODERN FABRIKAMIZ OLABILIR MI?
Ahiskalilarin ABD'ye varisi bir müjdedir. Amerika'da güç olmak için iki unsura gerek vardir: Oy ve para. 33 eyalete dagilmis Ahiskalilar ve 50 eyalete dagilmis Türklerin bu ikisini saglamasi çok zordur. Rusya'da birbirlerine kenetlenerek ayakta kalan Ahiskali "survivor"lar, bugün Amerika'da asimilasyon tehdidi altindadir. Zira, Rusya fokur fokur, Amerika hafif hafif isitilan bir kazan. Ilkine atilinca ziplayip kurtuldular ama ikincisine atilinca usul usul erimekteler. Bu tehlikeyi hisseden Tiyansan Muradoglu gibi Ahiskali liderler, ABD'de Yeni Ahiska (New Ahiska) adinda bir kasaba kurmak istemektedirler.
Yeni York, Yeni Londra, Yeni Orleans, Yeni Haven, Yeni Asterdam, Yeni Leipzig gibi isimlerle göçmenlerin ana yurtlarina hasretlerini ölümsüzlestirdigi bu yeni dünyada "New Ahiska" da Türk'ün hasretinin abidesi olacaktir. Muhtemel adaylar arasinda en fazla yogunlasmanin oldugu Lancaster, Pennsylvania; Dayton, Ohio ve Seattle, Washington sehirleri vardir. Aslinda bu müthis bir projedir. Türkiye milyar dolar harcasa bu firsati yakalayamazdi (Türkiyeli Türkler arasinda ayrisma çok derindir. Ayrica yillardir yasadiklari yerlere kök salmislardir. ABD'ye geleli 3-5 sene olmus ve birbirine tutkun Ahiskalilari cem etmek daha kolaydir. Zaten Yeni Ahiska diger Türkleri de çekecek; baska Türk kasabalarina ilham olacaktir. Ancak her geçen gün aleyhe islemektedir). Basarilirsa, Yeni Ahiska Türkiye'nin ABD'deki "modern fabrikasi / ticari garnizonu" olabilir.
Türk ürünlerinin, kültürünün ve sanatinin 365 gün 24 saat sergilenecegi bir açik hava müzesi veya fuari düsünün. Bugün Amerika'da Chinatownlar, Küçük Italyalar, Küçük Meksikalar olmasaydi, ne 'eggroll', ne 'pizza', ne de 'taco' küresel yemek olurdu. Dünyaya döner yedirmek istiyorsak, Amerika'da "Türk fabrikalari" olmasi gerekiyor. Böyle bir kasabanin turizm potansiyelini düsünün. Orada Türk ürünlerinin test edildigini ve tanitildigini hayal edin. Bugün Florida'ya giden milyonlarca turist mutlaka Yunan köyü Tarpon Springs'i görür. Yine, birçok sehirde Chinatown'lar turist Mekke'sidir. New Ahiska Amerika'ya girmek isteyen Türk firmalari için büyük bir firsattir. Dünyayi imar eden insaatçilarimiz maalesef ABD'de yoktur. Niye müteahhitlerimiz New Ahiska projesi ile bu dev markete girmesinler? Türk bankalari bu projeyi finanse ederek niye ABD'ye nüfuz etmesinler? New Ahiska niye Türk kökenli siyasetçilerin ABD'de belediyeden baslayarak daha yüksek makamlara siçrama tahtasi olmasin? Modern bir ticari garnizon olarak, burasi Türk mallarinin Amerika'ya nüfuzu için pekala merkez olabilir. Türk sirketleri aslinda Avrupa'yi üs kullanarak da ABD'ye girebilir. Ancak yine birilerinin içeriden kapiyi açmasi gerek.
Türklere bu dünyada Ahiskali soydaslardan daha tescilli yaren mi var? Stalin neden sürdü Ahiskalilari?
PROF.IHSAN ISIK
Amerikan Türk Ticaret Odasi (ATCOM) Baskani
Dünya Türk Is Konseyi Amerika Bölge Komitesi Üyesi & Rowan Üniversitesi Ögretim Üyesi
