Komiteler, zirveler, toplantilar hassas süreçlerdir. Isleyisinde birçok denge vardir. Degisik çikarlar döndügünden uzlasma, çogu zaman zordur. Nihayetinde, bu tür toplantilarda bir uzlasma saglansa da çikan sonuç bazen hiç kimseyi memnun etmeyebilir. Eski Amerikan Baskani Ronald Reagan, "Eger Hz. Musa 10 Emri Kongre'den geçirmis olsaydi, sonuçta neye benzerlerdi çok merak ediyorum" der. Amerikan Kongresi yine homojen bir grup sayilir, asil 10 Emir önemli (ideolojik ve refah) farkliliklarin oldugu G-20 zirvesine girseydi acaba sonu ne olurdu?
Kanada'da düzenlenen en son G-20 zirvesi bu minvalde birtakim ipuçlari içeriyor. Zirvede Amerika'nin basini çektigi grup krizden henüz çikilmadigini, issizligin hâlâ çok yüksek oldugunu, dolayisiyla yatirim ve vergi tesviklerinin devam etmesini; Almanya'nin basini çektigi grupsa, Yunanistan'in basina gelenlerin ders olmasi gerektigini, o yüzden harcamalarin kisilmasini, borçlanmalarin azaltilmasini ve bütçe açiklarinin düsürülmesini önerdi. Bu ihtilaf altinda, zirveden çikan mesaj ‘büyüme dostu tasarruf politikalari' oldu. Bu tavsiyeye göre ülkeler, ekonomik büyümeyi yavaslatmaksizin bütçe açiklarini 2013'e kadar yari yariya düsürecekler. Bu reçete, aslinda zirvedeki iki politik kampin ‘zit ve çeliskili' isteklerini yansitiyor. Ekonomik büyüme bireyler, sirketler ve devletler tarafindan harcama ve yatirim yapmayi gerektirir. Tasarruf politikalari ise bu birimlerce kemer sikmayi... Sonuç bildirisi bize aslinda G-20 zirvesinin nasil geçtigini haber veriyor. Anlasilan, zirvede "ne Musa'nin ne de Isa'nin dedigi oldu".
Artik 90'larin dünyasinda degiliz
Amerikali filozof Elbert Habbard'a göre, "Düzgün bir adamin tek basina bir saatte yapacagi seyi bir haftada yapan olusuma komite denir". 1990 baslarinda Sovyetler'in dagilmasiyla Amerika yeryüzünde monopol oldu. Bu durum, ultra güç yaninda, dünya meseleleriyle ugrasmakta yalniz kalmak demekti. En büyük rakibinin ‘iflasiyla', dünya nezdinde hem itibari artti hem de mesruiyeti. Dolayisiyla dünya islerini bir saatte olmasa da makul bir sürede halledebiliyordu. Ancak hizla degisen dünyada, sorunlar zamanla hem çogalmaya hem de karmasiklasmaya basladi. Ne kadar ‘süper' de olsa, yeni küresel sorunlarin altindan tek bir ülkenin kalkmasi mümkün degildi. Uzun yillar dünya ticareti ve emniyeti önemli ölçüde Amerika'nin omuzlarindaydi. Bu yüzden, Amerika'nin savunma harcamalari diger tüm ülkelerin toplamindan daha fazladir. ABD asayis için birçok kitada hem üst hem de filo bulunduruyor. Disarida 100 binlerce askeri var. Ayrica, dünyanin en büyük pazarina sahip olan ABD, birçok ülkenin ihraç mallari için en büyük müsteridir. Tabiri caizse, bugün Kore'yi Kore, Çin'i Çin yapan Amerika'dir.
20 yildir dünya asayisinden ve refahindan tek basina sorumlu Amerika, bu agir yükün altinda zamanla hem yoruldu hem de yiprandi. Rakipsiz kalan Amerika çok geçmeden ‘güç sarhoslugu' hastaligina yakalandi. Basina maceraci bir yönetim de geçince hem güç sarhoslugu hem de yorgunluk, Amerika'yi hirçinlastirdi. 11 Eylül sokuyla kimseye danismadan pervasizca orayi burayi atese verdi. Yeni-muhafazakârlarin güdümündeki bu hirçin Amerika, ‘emniyetim için istedigim yeri vurur, istedigim yönetimi deviririm' kabadayiligina girince dostu düsmani ürküttü. Ittifaklari zayifladi. Dünya çapinda mesruiyeti sorgulanmaya basladi. Çok geçmedi, hormonlu ekonomisinden de çatirti sesleri gelmeye basladi. Amerika bir ‘Lale Devri' yasiyordu ama bu saadet sirketlerden bireylere kadar herkesin yapay ucuz para ortaminda bogazina kadar borçlanmasiyla olusmustu. Amerika'nin çoktandir kemerleri sikmasi gerekiyordu, lakin kâh savas kâh seçim bahanesiyle, aci reçete devamli ötelendi. Sonunda titan zinciri koptu, balon patladi, Amerikan ekonomisiyle beraber dünya ekonomisi de büyük bir durgunluga girdi.
‘Hasta adam' ile ayni masada
Yeryüzünün gördügü bu ikinci en büyük kriz yine Amerikan menseliydi. Son zamanlardaki ‘yapay' savaslariyla gözden düsen Amerika, küresel krizle de iyice süt dökmüs kediye döndü. Artik küresel sorunlar, küresel çözümler istiyordu. Küresel krizin üstesinden tek basina gelemeyecegini anlayan Amerika, faturayi paylasmak istedi. Enkazi kaldirmak için birtakim uluslararasi olusumlari harekete geçirmeyi düsündü. Ilk önce G-8 aklina geldi. Ancak kendisinin de üye oldugu G-8, Fransa, Italya, Kanada, Japonya, Almanya, Rusya ve Ingiltere'den olusan bir zenginler kulübüydü. Ekonomileri Amerika'ya oldukça entegre olmus bu ülkeler de agir yaraliydi. Ayrica, G-8 dünya ekonomisinin ancak yarisini temsil ediyordu. Çin, Hindistan, Brezilya ve Türkiye gibi dünyanin hizla yükselen (ve bazilari döviz ve tasarruf zengini) yeni güçlerini hesaba katmadan bu yükün altindan kalkilmasi mümkün degildi. Bu yüzden, Kasim 2008'de Baskan Bush, o zamana kadar esamesi pek okunmayan G-20'yi harekete geçirdi. G-20, 1997 Asya krizinden sonra kurulan, genelde bakanlar ve bürokratlarin katildigi düsük profilli bir örgüttü. G-20 küresel krizle uluslararasi ekonomik sorunlarin devlet baskanlari seviyesinde konusuldugu üst düzey bir platforma dönüstürüldü. Bu grup, dünya ekonomisinin takriben %90'ini temsil ediyordu. Dolayisiyla kararlari, G-8'den daha etkili ve baglayici olabilirdi. Amerika G-20'yi isleme sokarak çok kutuplu yeni bir dünya düzenini zimnen kabul etmis oldu. Artik Amerika esitler arasinda birinciydi. Küresel monarsiden küresel oligarsiye geçilmis, ABD G-20'nin yönetim kurulu baskani olmustu.
Ekonomik krizin ciddiyeti G-20 ülkelerini birbirine yakinlastirdi. Ortak hareket etme güdüsü krizle tavan yapti. Bunun üzerine geçen sene Amerika'da düzenlenen G-20 toplantisinda, G-8 toplantilarina artik gerek kalmadigi belirtildi. Birçok lider, Kanada'da G-20'den bir gün önce düzenlenecek bu seneki zirvenin G-8'in son toplantisi olacagini ilan etti. Yine de, G-8'in bu sene G-20'den bir gün önce toplanmasi dünya kamuoyunda tepki dogurdu. Zengin ülkelerin G-20 toplantisi öncesi kendi aralarinda ön görüsme yaptigi varsayildi. Esas karar mekanizmasinin hâlâ G-8 oldugu, G-20'nin sadece bir vitrin oldugu iddia edildi. Aslina bakilirsa bazi gelismeler bunu dogruluyor. Bazi G-8 üyeleri grubun nihai ilgasi konusunda yan çizmeye basladi. Mesela, Kanada G-8 içerisinde daha güçlü ve saygin oldugunu, G-20 içerisinde kayboldugunu düsünüyor ve G-8'in devam etmesini istiyor. Daha önce, G-8'in demode oldugunu ilan eden Fransa da, saf degistirmis gözüküyor. Fransa bir sonraki G-8 ve G-20 toplantilarinin dönem baskanligini yapacak. Bu toplantilari kendi özel ajandasi için firsata çevirmek istiyor. Fransa hatta G-8'in bazi yükselen ülkelerin katilimiyla G-13'e dönüstürülebilecegini savunuyor. Kanada G-8'in ekonomik sorunlarin, G-20'nin de iklim, terör, nükleer silahlar gibi meselelerin konusuldugu bir platform olacagini ileri sürerek tepkileri yatistirmak istiyor. Amerika ise oldum olasi tam güdümünde olmayan uluslararasi kuruluslara zaten soguk.
Hülasa, Bati G-20 masasinda, G-8'i çok özlüyor. G-8 eski dünya, G-20 ise yeni dünya demektir. Son arayislar Bati'nin eski dünya düzenine dönüs özlemidir. Kolay degil, Bati zamaninda ‘hasta adam' dedikleriyle simdi ayni masada oturuyor. G-20 krizde mecburiyetten dogdu. Küresel kriz etkisini yitirmeye yüz tuttukça G-20 yeni kazandigi önemini kaybetmekle karsi karsiya. G-20'nin sayica büyük olmasi nihai uzlasma için bir handikap ama dünya ülkelerinin hem nüfus hem de ekonomik büyüklük bakimindan kahir ekseriyetini temsil etmesi, alinan kararlarin mesruiyeti için elzem. Bati biraz palazlaninca yan çizmeye çalisiyor. G-8'in ilga edilecekken simdi yasatilmaya çalisilmasi açikça Bati'nin ‘Sark kurnazligi'. G-8'de özelde alinacak kararlar, G-20'de onaylatilip mesru hale getirilecek. Bu gelismeler aslinda dünyanin ne kadar degistigini ele veriyor. Bati Dogu refleksleri, Dogu ise Bati refleksleri gösteriyor. Bati ‘hasta yataginda' eski günlerini ariyor. Gün oldu da, devran mi dönüyor?
PROF.IHSAN ISIK
Amerikan Türk Ticaret Odasi (ATCOM) Baskani
Dünya Türk Is Konseyi Amerika Bölge Komitesi Üyesi & Rowan Üniversitesi Ögretim Üyesi