
Ev sahibi Güney Afrika'ya yaklasik 4 milyar dolara mal olan 2010 Dünya Kupasi, arkasinda bir sürü söylentiler ve dersler birakarak pazar aksami sona erdi.
Futbol "güzel oyun" olarak bilinir. Dünya Kupasi da bu güzel oyunun sergilendigi en büyük sov. Ancak kimilerine göre bu seneki kupa tatsiz tuzsuz geçti. Özellikle kupanin ilk günlerinde sergilenen yavan oyun ve gol kisirligi, milyonlarca insani hayal kirikligina ugratti. Hatta bazilarina göre bu turnuvanin yildizlari futbol disi seylerdi; mesela açilis törenindeki gübre böcegi, kulaklari tirmalayan (veya kimisine göre oksayan) vuvuzela ve galip takimlari sasirtici dogrulukta bilen kâhin ahtapot Paul. Derste sikilan ögrencilerin camdan disari bakmasi gibi, anlasilan futbol seyircileri de bu monoton turnuvada dikkatlerini baska seylere çevirdiler.
Bu turnuvada finali iki beklenmedik takim (Hollanda ve Ispanya) oynadi ve Ispanya, tarihinde ilk kez kupaya uzandi. Birçok kisi kupayi Brezilya veya Arjantin'in alacagini düsündü ama bu iki takim yari finali bile göremedi. Geçen kupanin iki finalisti, Italya ve Fransa, bu sene gruplardan dahi çikamadi (sonuncu bitirdiler). Bir önceki dünya sampiyonu Italya, futbol literatüründe adi sani olmayan Yeni Zelanda'yla berabere kalirken, Slovakya önünde adeta hezimete ugradi. Eski dünya ve Avrupa sampiyonu Fransa ise futbolda vasat sayilan Meksika ve Güney Afrika gibi ülkelere yenilerek basi egik evine döndü. 2008 Avrupa, 2010 dünya sampiyonu Ispanya bile ilk maçinda futbolun yükselen ülkelerinden Isviçre'ye yenilmekten kurtulamadi. Turnuvanin en zevkli oyununu oynayan hasmetli Almanlar bile gün oldu Sirplara yenik düstü. Bir diger sürpriz de, topraklarinda futbolun "kiz oyunu" olarak bilindigi ve dogru dürüst profesyonel ligi bile olmayan ABD'nin, dünyanin en güçlü ligine sahip Ingiltere'yi sürklase ederek grubu birinci bitirmesiydi.
Bu sonuçlar aslinda tesadüf degil. Dünya son yillarda inanilmaz hizla degisiyor. Artik tepesi, vadisi olmayan düz bir dünyada yasiyoruz. Dünyayla beraber futbol da küresellesti. Bu yeni dünyada hiçbir alanda tekel yok. Herkes herkesle kafa kafaya yarisabiliyor. Dünya Kupasi'nda dev takimlarin yeni güçlere yenilmesi, takimlar arasindaki kalite farkinin azaldigini gösteriyor. Artik yeni dünyanin sundugu teknik imkânlarla küçükler büyüklere kafa tutabiliyor ve basa güresebiliyorlar. Bilgi ve tecrübe elektronik hizla dünyanin her yerine yayiliyor. Internet, cep telefonu, kitaplar, uydu televizyonu, uçaklar, gemiler, trenler her seyi her yere süratle tasiyor. Afrika ve Asya'daki teknik direktörler, Avrupa'daki meshur koçlarin maç taktiklerini internetten okuyabiliyor, büyük takimlarin maçlarini uyduyla evlerinde canli seyredebiliyorlar. Gerekirse, uçakla günübirlik gidip maçi yerinde de görebiliyorlar. Arsivlerden yararlanip, rakip takimin geçmis maçlarini seyredip en tehlikeli silahlarini çözebiliyorlar. Hatta, bilgisayar oyunlariyla bugün sanal âlemde simülasyonla maçlari oynayabiliyor, menajerlik bile yapabiliyorlar. Dünyanin en iyi teknik direktörleri ve oyunculari, gerekli ücret verilirse, artik Güney Kore, Türkiye ve Özbekistan gibi ülkelere gidip tecrübelerini paylasiyorlar (bu seneki dünya sampiyonu Del Bosque'nin bir önceki takimi Besiktas'ti). Dahasi, Afrika, Asya ve Amerika'dan birçok milli oyuncu, Avrupa'nin en çetin liglerinde top kosturup, en modern futbol teknik ve taktiklerini yerinde ögreniyorlar. Bu yabanci oyuncular tecrübelerini daha sonra milli takimlarina tasiyor ve yenilmesi zor takimlar oluyorlar. Barcelona, Chelsea, Milan, Bayern Münih veya Real Madrid gibi dev Avrupa takimlarinin oyunculari Dünya Kupasi'nda farkli milli takimlara dagiliyorlar. Bu kupada Ingiltere'den 100, Italya'dan 75 ve Ispanya'dan 50'yi askin futbolcu oynuyor. Bu yüzden, büyük takimlar, diger takimlara gol atmakta veya büyük fark yaratmakta zorlaniyorlar; zira karsilarinda senelerdir beraber oynadiklari, her türlü maç ve defans taktigini bilen takim arkadaslari var. Ayrica bugünün sporculari, daha egitimli, daha beslenmis, daha saglikli ve daha parali. Bu sartlarda pek tabii rekabet zorlasiyor; üstünlük ekseriyetle inovasyona ve motivasyona dayaniyor.
DÜNYANIN BIRÇOK ÜLKESI 'YAKINLASMA KULÜBÜ'NE GIRIYOR
Aslinda, bu çag bir yakinlasma çagi. Bugün spor alaninda yasananlar, ekonomi alaninda da yasanmaktadir. Ekonomistler, fakir ülkelerin zengin ülkeleri yakalama çabasina "yakinlasma" derler. Ekonomik yakinlasma kisi basina milli gelirin fakir ülkelerde zengin ülkelerden daha hizli artmasiyla olur. Yakinlasma oraninda büyüyerek, bugün birçok ülke arayi hizla kapatmaktadir. Bir zamanlarin uyuyan Çin'i son 30 yilda ortalama yillik % 10 büyüyerek ekonomisini her 8 senede bir ikiye katlamis ve geçtigimiz yil dünyanin en büyük 3. ekonomisi olmustur. Yine, bu süre zarfinda Hindistan ortalama % 8 büyüyerek ekonomisini her 10 senede bir ikiye katlamistir. Avrupa'nin 200 yilda yaptigini, Çindistan modern dünyanin imkânlarini kullanarak sadece 30 yilda basarmistir. Sadece Çindistan degil, dünyanin birçok ülkesi son zamanlarda "yakinlasma kulübüne" dahil olmustur. 2007'de tam 124 ülke % 4 ve üzerinde büyümüstür. Bu ülkelerin 30'dan fazlasi Afrika'dadir. Goldman Sachs'a göre, gelecegin en büyük 25 yeni çokuluslu sirketi, yükselen ülkelerden çikacaktir (Brezilya, Meksika, Güney Kore ve Tayvan'dan 4'er, Hindistan'dan 3, Çin'den 2, Arjantin, Sili, Malezya ve Güney Afrika'dan 1'er firma). Bu devirde inisler de çikislar da çok hizli oluyor. Nitekim, Hint yazilim devi Wipro'nun müdürü Vivek Paul, "Eskiden yeni bir is kurdugumuzda, insallah 20 yilda çokuluslu bir holding oluruz diye dua ederdik. Simdiyse, daha 2. günde bunu basarabiliyoruz!" diyor.
Kriz öncesi, tarihi büyüme trendi ABD için % 1,7 iken, orta direk ülkeler için % 3,2, fakir ülkeler için % 4,7 idi. Içinden geçtigimiz küresel kriz Bati'yla Dogu arasindaki farki daha da daraltmistir. Bütçe ve dis ticaret açiklari, sefahat ve rehavet, yüksek borç, duragan nüfus yapisi ve yaslanan isgücü Bati'nin büyümesini yavaslatmistir. Dogu ise bu krizden daha az zararla kurtulmustur. Bundaki en önemli etmenlerden birisi, Dogu'nun sütten agzinin yanmis olmasidir. 1997'de büyük bir kriz yasayan Asya (2001'de tarihi bir kriz atlatan Türkiye) küresel krize nispeten hazirlikli yakalanmistir. Bu ülkeler, ihracat yaparak, yeni partnerler edinmisler, döviz biriktirmisler, modern teknolojilere ulasmislar, gelir ve tasarruflarini artirmislar ve krize güçlü girmislerdir. Temmuz basi açiklanan küresel büyüme rakamlari yakinlasmanin krizde hizlandigini göstermektedir. 2010'un ilk çeyreginde, en yüksek büyüme oraninin görüldügü ülke % 15,5'le Singapur oldu. Singapur'u % 13,3'le Tayvan ve % 12 ile Tayland takip etti. Büyüme Hindistan'da % 8,6, Güney Kore'de % 8,1, Endonezya'da % 5,7, Japonya'da % 4,6, Rusya'da % 4,5 oraninda gerçeklesti. Borç kriziyle zor bir dönemden geçen Bati'nin büyüme oranlari ise düsük oldu. Avrupa'nin en büyük ekonomisi Almanya'da büyüme % 1,5, Italya'da % 0,6, Fransa'da % 1,2, Hollanda'da % 0,1 olarak gerçeklesti. Ingiltere ise ilk çeyrekte % 0,3 küçüldü. ABD'nin büyüme orani % 2,7, Kanada'nin % 2,2, olarak açiklandi. Türkiye ise % 11,7 oraninda büyüyerek G-20'de Çin'in ardindan ikinci, 31 üyeli OECD'de ise birinci ülke oldu. Anlasilan, yükselen ülkeler krizden daha hizli çikiyor ve makas hizla daraliyor.
YÜKSELEN ÜLKELER VE YENI DÜZEN
Ünlü bir Çin deyisi vardir: "fu bu guo san dai: servet üç nesil sürmez". 1820'de Asya, dünya ekonomisinin % 56'sina hükmediyordu. Avrupa ve Amerika'daki sanayi devrimiyle, Asya'nin payi 1900'de % 28'e geriledi. 1900-1970 arasi Asya'da peydah olan karisikliklar, devrimler Asya'yi frenledi ve kitanin payi 1950'de % 18'lere kadar indi. Sonra küresellesme ve yakinlasma çagi geldi. Asya'nin dünya ekonomisindeki hissesi hizla artarak 1970'te % 23'e, 2000'de % 38'e tirmandi.
Bazi yakinlasma senaryolarina göre, Asya 2025'te dünya ekonomisinin % 49'una, 2050'de ise % 54'üne hükmedecek. O yüzden, yükselen ülkeler kendilerinin sirasinin geldigini düsünmekte ve yeni kazandiklari özgüvenle her iste daha girisken davranmaktadirlar. Türkiye'nin bölgesinde 'bagimsiz' bir dis politika gütme çabasi, Brezilya'nin Latin Amerika'da liderlige oynamasi, Iran'in nükleer güç olma gayretleri, Rusya'nin eski dostlarini tekrar etrafina toplama ugraslari, yakinlasma çaginin politik isaretleri. Çinli bir devlet adami Dogu'daki bu yeni güveni çok güzel ifade etmektedir: "Bir zamanlar kurttan korkardik. Sonra kurtla dans etmek istedik. Simdiyse kurt olmak istiyoruz." Yükselen ülkeler artan ekonomik güçlerine paralel olarak yeni dünya düzeninde daha fazla saygi ve temsil istiyorlar. Birlesmis Milletler, Dünya Bankasi ve IMF gibi uluslararasi kuruluslarin yönetim biçiminin demode oldugunu, bugünkü degil, bundan 60 sene önceki güçler dengesini yansittigini düsünüyorlar.
Bu yüzden, dünya, bu krizin de etkisiyle yeni bir dünya düzenine geçti. Yükselen ülkelerin dünya politikalarinin belirlendigi G-20 masasina çagrilmasi bu yeni düzenin ilk isaretlerinden. Bu gelismeler, tek kutuplu bir dünyadan çok kutuplu bir dünyaya geçtigimizi gösteriyor. Bu düzen, Amerika'nin veya Bati'nin gerilemesiyle degil, diger ülkelerin hizla yükselmesiyle olustu. Güç kürsellesmeyle merkezden etrafa yayildi. Amerika hâlâ bu yeni düzenin basidir. Ancak diger güçlerin yükselisiyle, etki alani gittikçe daralmaktadir. Iktidar degisimi geçmiste hep sancili olmustur. Almanya ve Japonya'nin yükselisleri dünyayi iki kez kana bulamistir. Ancak bugünkü nükleer dünya, bu tür maceralara kapalidir. O yüzden çalisan sonunda kazanacaktir. Türkiye'nin istikbali bu yakinlasma çaginda hem sportif hem de ekonomik olarak oldukça açiktir. Iyi bir egitim, yönetim, altyapi ve çevreyle futbolda dünya kupasina, ekonomide dünya birinci ligine ulasabilir. Velakin, hayal kurarken hayalperest olmayalim. BM ekonomisti Prof. Sachs'e göre, gelismekte olan ülkeler bugünkü tarihi büyüme trendleriyle, Amerika'nin 2005'teki kisi basi gelirine ancak 2050'de ulasabilecekler. Bu süre zarfinda, ABD de kendi gelirini ikiye katlayacak. Amerika'ya elbette yakinlasabiliriz, ama yakalamak için yanimiza 50 ülkeyi almamiz gerek. Iki dünya savasinda birbirini bogazlayan Avrupa'nin 27 devleti neden bir araya geldi acaba? Üstte, 'Türkiye dogru isleri yaparsa dünya birinci ligine çikabilir' dedim, birincilige degil. Zira, birincilik içeride ve disarida takim oyunu istiyor. Birincilik birileriyle ve birbiriyle bir olmaktan geçiyor. Bugün bir olmadan, Türkiye yarin nasil iri ve diri olabilecek?
PROF.IHSAN ISIK
Amerikan Türk Ticaret Odasi (ATCOM) Baskani
Dünya Türk Is Konseyi Amerika Bölge Komitesi Üyesi & Rowan Üniversitesi Ögretim Üyesi
