
Maverick, Mel Gibson'un usta bir kumarbazi, Judie Foster'in da cazibeli bir hirsizi oynadigi Oscar'a aday olmus 1994 yapimli bir Amerikan filminin adi. Maverick, kendi basina buyruk, isyankâr ve bireysel anlamlarina gelmektedir.
Son yillarda finans piyasalarinda maalesef bir çok maverik türemis ve bunlar, bireylerin ve kurumlarin fon ihtiyaçlarini temin ettigi bu olagan pazarlari, yüksek bahislerin oynandigi kumarhaneler haline dönüstürmüslerdir. Bu tarzda en son olay, MF Global adli Amerikan sirketine çalisan bugday islemcisi Evan Dooley'e aittir. Evan, Subat 2008 sonunda, islem limitlerini ihlal ederek firmasini bir günde 142 milyon dolar zarara ugratmisti. Bu, zirai piyasalarda bugüne kadar görülen en büyük yetki ihlali ve mali zararidir. Bu olay, ne kadar tarihiyse de, ocak ayinda Fransa'nin iki numarali bankasini dizleri üzerine çöktüren skandalin yaninda sadece küçük bir ardil soktur.
Fransiz maverickin adi Jerome Kerviel. Kerviel, Breton adli küçük bir kasabada dogmus, annesi kuaför, babasi meslek okulu ögretmeni orta direk bir ailenin oglu. Çevresinde efendi, mütevazi ve yalniz olarak bilinen 31 yasinda genç birisidir. Ancak, tevazusunun aksine, Fransa'nin banliyösünden gelen bu sade gencin çalistigi "sosyete" bankasina, Societe Generale (SocGen), ugrattigi maddi zarar ise Kafdagi nispetindedir. Bankasini 50 milyar Euro (75 milyar dolar) bahse sokmus, 4,9 milyar Euro (7,2 milyar dolar) zarar etmesine sebep olmustur. Bu da simdiye kadar tek bir bankacinin kaybettigi en büyük tarihi rakamdir. Bu fiyasko, bir haftada halk çocugu Kerviel'i "zararlarin efendisi" yaparak dünyaca meshur etmis, burnu havada sosyete bankasi SocGen'i de "magdurlarin efendisi" yaparak el âleme rezil etmistir.
Halkin parasiyla kumar basliyor
Internette ismine hayran kulüpleri kurulan Kerviel, kapitalizme ve serbest piyasaya zaten alerjik olan Fransiz toplumunda sisman kedilere darbe indiren büyük bir halk kahramani haline gelmistir. Artik Kerviel, bütün ciddi ve ciddi olmayan medyanin amansizca pesinde kostugu, Google'da hakkinda 2,5 milyon kayitla bugünlerde en çok aranan ve en çok merak edilen Fransiz monseridir. Olayin çapi ve gizemi Kerviel'i birdenbire "kult figure" haline getirmistir. Kapitalistlerin ve siyasilerin "haydut bankaci" diye niteledigi Kerviel, bugün birçok kisi için "Robin Hood" mesabesindedir. Öte yandan, sermaye sevmezlerce, o "finans dünyasinin Che Guevara"si veya "SocGen'in James Bond"u olarak da anilmaktadir. Dahasi, birçok genç bayan bugün, üstünde "Ben Kerviel'in kiz arkadasiyim" diye yazan tisörtleri gururla tasimaktadir. Çagimiz insaninin dedikoduya, sansasyona, hikâyelere düskünlügü, eminiz pek yakinda Kerviel hakkinda kitaplari, filmleri ve belgeselleri de doguracaktir.
Kerviel 2000 yilinda, Fransa'nin BNP'den sonra en meshur ve en büyük bankasi SocGen'in yatirim bankaciligi birimine girmeyi basarir. SocGen yüzyili askin tecrübesiyle, 77 ülkede 120 bin çalisani ve 23 milyon müsterisiyle Fransa'nin en büyük gururlarindan birisidir. Kerviel, piyasa islemlerinin kayitlarinin tutuldugu ve takip edildigi arka bir bölümde "kâtip" olarak ise baslar. Baslangiç maasi düsük ve görevleri sinirlidir. Kerviel'in egitimi mütevazidir; ortalama denecek üniversitelerden finans derecesi ve masteri almistir. Paris'in elit üniversitelerinden mezun olanlarin yönettigi ve çok havali bankacilarin oldugu bu sosyete bankasinda tepeye dogru pek bir sansi yoktur. Ancak, tüm güçsüz ve torpilsiz geçmisine ragmen, Kerviel çok hirslidir. Üst kattaki sansli ve donanimli bankacilardan farki olmadigina ve sans verildiginde onlari sürklase edecegine emindir. 2002 yilinda bankanin aksiyon bölgesine, piyasa islemcisi asistani olarak girmeyi basarinca umutlanir. 2005'te de rüyalari gerçek olur; artik o bankanin en dinamik ve en para yapan biriminde bir alim-satim uzmanidir. Kerviel çok önemli bir is basarmistir; çünkü o SocGen'de arka ofisten ön ofise geçen birkaç kisiden birisidir.
Kerviel'in baslangiçta yetkili oldugu piyasa islemleri göreceli olarak düsük riskli islemlerdir. Genelde, piyasalar arasi fiyat farkliliklarini degerlendirecektir. Ayrica, piyasalarin gidisatini tahmin ederek ya önceden hisse satin alacak ya da satacaktir. Yalniz, bu islemler çok riskli oldugundan hemen arkasindan karsi bir islem yaparak pozisyonunu dengeleyecektir. 2005'te hirsiyla mütenasip, yetkilerini asan ama basarili islemler yapmaya baslar. Mesela, teröristlerin Londra Metrosu'nu bombalamasindan hemen önce Alman sigorta firmasi Allianz'in hisselerini sansla önceden satarak 750 bin dolar vurgun elde eder. Amerika'nin ev piyasalarindaki sikintisi üzerine, borsalarin deger kaybedecegini tahmin ederek, yetkisini asan büyük miktarda önceden satma islemleri ile 500 milyon dolar kazaninca Kerviel'in artik basi dönmeye baslamistir. 2007 yili sonuna gelindiginde, kendine güveni zirve yapar. Bankasi adina 2,1 milyar dolar yaptigi kâr, SocGen'in yatirim bankasinin tüm kârinin yarisindan fazladir. O artik üst kattakileri kârlariyla dövmektedir.
Kerviel ne ilk ne de son
Kerviel, bir "para makinesi" icat ettigi zannina kapildigindan, aldigi pozisyonlar için sigorta anlamina gelen karsi islemleri yapmaz. Çünkü bu islemler riski azaltirken kâri da törpülemektedir. Aldigi bu asiri riskli pozisyonlari üstlerinden saklamak için uydurma karsi islemler gösterir. Daha önce bu islemleri takip eden arka ofiste çalistigi için bütün hileleri bilmektedir. SocGen'de müfettisler alinan pozisyonlara kisisel bazda degil de toplam olarak baktigindan büyük havuz içerisinde bu islemlerin farkina varmazlar. Ara sira ipuçlari belirse de, Kerviel ya uydurma evrak ya da e-postalarla paçayi kurtarir. Ayrica, tüm bankanin kârlarinin yarisini elde eden yatirim birimi kurum içerisinde adeta dokunulmazdir. Bu birim tarafindan, dahili polislere yukaridan bakilmakta, hatta umursanmamaktadir. Ayrica, bu birimde isler de tikirinda gittiginden bankaca asiri ihtiyata gerek görülmemektedir.
Yalniz, müfettisler Ocak 18'de radarda çok küçük bir Alman yatirim bankasiyla girilen 45 milyar dolarlik islemi görünce kuskuya kapilirlar. Müdürler hemen teyakkuza geçer ve Kerviel'i sorgularlar. Kerviel bir hata oldugunu ve gerçek islemin daha büyük Deutsche Bank'la yapildigini iddia eder ve uydurma bir e-maille savunmaya geçer. Buna ikna olmayan üstleri, bankayi aradiklarinda aci gerçekle yüz yüze gelirler. Kerviel sakli hesaplarda korunmasiz toplam 75 milyar dolar pozisyona sahiptir. Bu, bankanin piyasa degerinin hemen hemen iki katidir. SocGen Genel Müdürü Daniel Bouton, devletin de onayiyla, bu açik pozisyonlari kapatmaya girisir. Yalniz zamanlama korkunçtur. Islemlerin basladigi Ocak 21, borsa tarihine "Kara Pazartesi" diye geçen gündür. Amerika'nin sorunlarindan dolayi tedirgin olan piyasalar o gün serbest düsüse geçmis ve 11 Eylül'den sonra en kötü gününü yasamistir. Düsen piyasaya panikle varliklarini satan banka, Kerviel'in 4 milyar dolar olan zararini 9,3 milyara tirmandirmistir. Kerviel'in önceki kârlarini düsünce, net zarar tarihi 7,2 milyar dolardir. Birçok kisi, SocGen'in panik satislarinin o hafta borsalarda yasanan firtinayi baslattigina, birçok kisi de derinlestirdigine inanmaktadir. Hatta, borsalarin tepetaklak olmasiyla, çoktandir beklenen "kiyametin" geldigini sanan FED'in, 22 Ocak Sali günü bankalar arasi faizleri .75 puan birden indirmesini bugün sorgulayan çoktur.
Kerviel tarihe geçmistir ama zaman tünelinde gezinildiginde yalniz olmadigi görülür. 1995'te Nick Leeson adinda bir bankaci, Ingilizlerin birkaç asirlik çinari Barings Bank'i devirmistir. Leeson, Kraliçe'nin bankasi olarak bilinen Barings'i 1,3 milyar dolar zarara ugratmistir. Hikâye Kerviel'inkine çok benzemektedir. Leeson da çok hirsli ve basarili bir piyasa islemcisidir. Japon Nikkei endeksi üzerinden banka adina asiri riskler almis, sonra da isler ters gitmeye baslamistir. Leeson, Singapur masasinda çalismaktadir. Yaptigi spekülasyonlari, uzun zamandan beri üstlerinden saklayabilmesi çok kolay olmustur; çünkü kayitlari da kendi tutmaktadir. Isler çikmaza girince, Leeson çareyi kaçmakta arasa da, üç gün sonra kendisini Frankfurt'ta teslim etmistir. Dört seneye yakin hapis yatan Leeson sonra yaptiklarindan dolayi özür dilemistir. Hatta, "Düzenbaz Bankaci" diye bir filme konu olmustur. Bugün hikâyesini anlatarak para kazanmaktadir. Leeson'un 1 milyar dolarla baslattigi zarar zinciri hemen yinelenmistir. Toshihide Iguchi, New York'ta faaliyet gösteren bir Japon bankasini 1995'te 1,1 milyar dolar zarara ugratmistir. Bu zararlari hasiralti eden banka, daha sonra FED tarafindan fark edilince sinir disi edilmistir. 1999'da, dünya yeni bir tarihi zarar rekoruna sahit olmustur. Yasuo Hamanaka adinda bir Japon bakir islemcisi, çalistigi firma Sumitomo'yu tam 2,6 milyar dolar zarara ugratmistir. 2006 yilinda, Brian Hunter adli bir dogal gaz islemcisi, çalistigi yatirim fonu Amaranth Advisors'u 6,5 milyar dolar zarara ugratarak iflasina sebep olmustur. Kerviel ise, 2008 yilinda bu rekoru kirarak yeni bir platoya tasimistir.
Türkiye'de yasananlar henüz yazilmadi
Kanaatimizce, bu modern çagin maneviyattan uzak toplumu yeni Kerviel'ler çikaracaktir. Bu trajedide aslinda birçok suçlu vardir. "Ahlaki riziko/moral hazard" kuramina göre bu suçlulari tek tek tevkif edebiliriz. Mesru bir proje için kredi alan bir isletme sahibinin, daha büyük kârlar etmek amaciyla gidip kumar oynamasi veya esrar isine girmesi bu tür rizikoya basit bir örnektir. Ahlaki riziko kuramina diger bir örnek de "asil ve vekil sorunu"dur. Halka açik sirketlerde hissedarlar sahibi olduklari sirketi profesyonel yöneticiler vasitasiyla yönetirler. Asiller (hissedarlar) vekilleri (sirket yöneticilerini) çikarlarini maksimize etsinler diye tutarlar. Yalniz, yöneticiler çogu zaman bu vekâlet iliskisini ihlal ederler. SocGen ile Kerviel arasindaki iliski de bir "asil-vekil" iliskisidir. SocGen Kerviel'i azami 183 milyon dolarlik islem yapmakla yetkilendirmistir. Ancak Kerviel 75 milyar dolar spekülasyona girerek bankasinin güvenine ihanet etmistir. Bu baglamda, "asil-vekil sorunu"na bir "emanete ihanet sorunu" olarak bakabiliriz. Ayrica, Kerviel yaptigi islemleri saklayarak, çarpitarak ya da yalanlayarak patronun güvenini ihlal etmistir. Ayrica, baskalarinin parasiyla adeta kumar oynamistir. Riskli islemlere girerek kâr potansiyelini artirmis ve bonuslarini sisirmistir. Sonra da gözünü hirs bürümüs ve bahislerini artirmaya baslamistir. Isler ters yüz olmaya baslayinca da, kendisini kurtarmak için tüm bankayi bahse yatirmistir. Bu son hamleyle, eger kazanirsa kahraman olacaktir, kaybederse de sorun yoktur; zaten isinden olmustur. Baskasinin parasiyla rizasiz kumar oynamak ihanettir. Yalniz burada, SocGen de masum degildir. Hissedarlar ile SocGen yöneticileri arasinda da bir "asil-vekil" iliskisi vardir. Hissedarlar, yöneticileri "hesapli kâr" yapmakla görevlendirmislerdir. Sermaye yöneticilere emanettir. Bunu korumak için, en gelismis güvenlik önlemlerini almak yöneticilerin görevidir. SocGen güvenlik konusunda asiri ihmallerle hissedarlarina ihanet etmistir. Kerviel evvelden de birçok kez islem yetkilerini ihlal ettigini; ama kâr yaptikça kimsenin ses çikarmadigini söylemektedir. Eurex borsasi SocGen'i Kerviel'in bazi islemleri hakkinda uyarsa da, SocGen bir önlem almamistir. Ayni sekilde, Fransa Merkez Bankasi, SocGen'i dahili kontrollerde zayiflik konusunda ikaz etmistir. Kerviel'in 2005'ten beri islem yetkilerini ihlal etmesine ragmen, bu kadar uzun süre radarlara yakalanmamasini kimse mantikla açiklayamamaktadir. SocGen emanete sahip çikamayan bir bedbaht rolündedir; ya da topluca kumar oynayan bir kurum. Zayif kontrol sistemini tespit etmesine ragmen, SocGen'e müeyyideler uygulamayan merkez bankasi da, onlardan sorumlu politikacilar da halkin onlara verdigi emanete iyi sahip çikmamistir. SocGen'in sorunlari tüm bankalarin iç kontrol sistemleri hakkinda kusku dogurmustur. Kredi zararlariyla bogusan bankalari bir de böyle bir saibe tehdit etmektedir.
SocGen kültüründe vaki olduguna inanilan asiri kibir ve gurur, anlasilan tepeden tirnaga bütün bankanin basini döndürmüstür. Ne var ki, gulyabanilesen bu sosyete bankasi bugün kirsaldan gelen bir halk çocugu tarafindan dizleri üzerine çöktürülmüstür. Suç hiçbir zaman cezasiz kalmiyor. Bankalara konan paralar halkin parasidir. Hem banka sahiplerine hem de yöneticilerine emanettir. Bu paralari kumar nispetinde asiri riskli yatirimlara yönlendirmek, bunlara tevessül edecek kisileri istihdam etmek ve bu tür tehlikelere karsi yeterli önlem almamak ihmal degil ihanettir. 2001-02 yilinda tüm Türkiye'yi uçurumun esigine getiren banka skandallarina ise henüz bir sifat icat edilmemistir. Kendilerine emanet edilen halkin parasini sirketlerine "hibe eden" patronlar ve bunlara göz yuman bürokrasi ve politikacilar asil ve vekil iliskisini ihlal etmislerdir. Halkin verdigi yetkiyi iyi kullanmamislardir. Bu bankacilar da, düzenlemeciler de, politikacilar da, bu halkin içinden çiktigina göre, acaba halk, aynada kendini mi görüyor?
PROF.IHSAN ISIK
Amerikan Türk Ticaret Odasi (ATCOM) Baskani
Dünya Türk Is Konseyi Amerika Bölge Komitesi Üyesi & Rowan Üniversitesi Ögretim Üyesi