
Finansin temel kurallarindan biri riskin yayilmasidir. Klasik deyimle yatirimcilar bütün yumurtalarini ayni sepete koymamalidir.
Bu altin finans kurali, bir ekonomi içinde farkli sektörlere yatirimi, bir ülke içinde farkli bölgelerde faaliyet göstermeyi, hatta günümüzün "düzlesen" dünyasinda farkli ülkelerde yatirim ve is yapmayi tavsiye etmektedir.
Bu risk dagitma ilkesinin öngörüsü, her seyin ayni anda berbat gitmeyecegidir. Bir sektör kötü durumda iken, digeri iyi durumda olabilir; ya da bir ülke ekonomik sikintilar çekerken digeri ekonomik atilim içinde olabilir. Nitekim, 1997 döviz krizi esnasinda, Güneydogu Asya ülkeleri adeta ekonomik uçurumun etegine gelmisken, Amerikan ekonomisi tarihinin altin sayfalarindan birini yasiyordu. Güçlü Amerikan ekonomisi, bu ülkelere adeta can simidi olmustu. Yalniz son yillarin hizli küresellesme süreci, ekonomileri birbirine benzetmeye ve birbirine bagimli hale getirmeye baslamistir. Dünya ekonomileri arasindaki aynilesme, risk dagitma gücünün gitgide zayiflamasi demektir. Artik bir ülkenin problemi kendisiyle sinirli degildir. Hele bu ülke ABD olursa. Amerikan ekonomisi dünyanin motoru addedilir. Bu devasa ekonomi aksarsa, diger bölgeler ekonomik tsunamilere ve tornadolara maruz kalir. Bugün Amerikan ekonomisiyle diger dünya ekonomileri arasindaki korelasyon katsayisi %80'dir. (Shapiro, 2005) Bu da göstermektedir ki, ABD dünyanin ekonomik kaderini elinde tutmaktadir.
2006 yilinda takriben 1 trilyon dolar olan Amerika'nin dis ticaret açiginin dörtte biri sadece Çin'le olan ticaretinden kaynaklanir. Simdi, Amerikan ekonomisinde bir yavaslamanin Çin için doguracagi sikintiyi düsünün. Bunun için Çin (hatta Japonya) isini sansa birakmamakta ve Amerikali tüketicilerinin satin alma güçlerinin hep taze kalmasi için birtakim politikalar izlemektedirler. Çin'in mucizevî üretim furyasi (hatta denilebilir ki tüm dünyanin ekonomik felahi), büyük çogunlukla Amerikali tüketicilerin devamli harcamalarina baglidir. Bunun için Çin yapay olarak para birimi yuani düsük tutmaktadir. Hatta bu yüzden Çin, Amerika tarafindan bu sene "döviz manipülatörü" olarak resmen kinanmistir. Çin düsük kuru basarmak için, kazandigi ihracat gelirlerini Amerikan varliklarina yatirmaktadir. Bu da dolara talebi artirmakta ve yuanin degerini göreli düsürmektedir.
Çin'den ve Japonya'dan gelen paralarin önemli bir kismi Amerikan konut alisverisini finanse etmektedir. Geri kalan kismi da federal bütçenin ve özel tüketici kredilerinin finansmanina gitmektedir. Disaridan gelen para ABD faizleri üzerinde asagi dogru baski yaparak, Amerikan tüketicisinin tatli rüyasinin devamini saglamaktadir. Amerika'nin tatli rüyasi, diger ülkelerin mutluluk nedenidir. Yalniz rüya ne kadar güzel olsa da mutlaka sona erer. Nitekim, son dört aydir Amerika'da riskli mortgage kredileri piyasasinda gelisen olumsuzluklar, son zamanlarda diger kredi piyasalarina yansimis ve bunun etkileri de tüm dünya borsalarinda etkisini göstermistir.
Piyasalari dindirmek için ABD Merkez Bankasi geçen hafta % 0,5 faiz indirimine gitmistir. Kanaatimizce bu politika piyasalarin yüregine kisa dönemde su serpse de, sorun daha derinlerde yatmaktadir. Amerika'nin bu "aksirigi" ve dünyanin takip eden "öksürügü" çok köklü bir küresel soruna isaret etmektedir: Tüketim çilginligi ve borçlanma hastaligi. Bu bunalimi en derinden yasayan da dünyanin ekonomi lokomotifi ABD'dir. Öyle ki, yirmi yildan beri azala azala, birikimlerin gelire orani Amerika'da geçen sene eksiye düsmüstür. Böyle bir tablo ancak bütün dünyayi sarsan 1930'larin "Büyük Ekonomik Bunalimi"nda yasanmisti. Tasarruf yapamama sorunu 1930'larda mahrumiyetten kaynaklanirken, zengin modern çagimizda genellikle tüketim çilginligindan ve bu çilginligin "çilginca" finanse edilmesinden kaynaklanmaktadir.
Sorunun kökenini anlamak için...
Günümüz dünyasinda bütçe açigi veren devletler, sirketler ve kisiler o kadar çogalmistir ki, bütçe açigi finansmani büyük bir hizmet sektörü haline gelmistir. Son yillarda Amerika'da bankalar kâr rekorlari kirarken, Türkiye'de Kurumlar Vergisi rekortmenleri bankalardan çikmaya baslamistir. Istah kabartan finansman kârlari, normal sanayi sirketlerini de ayartmis ve onlari da bu piyasaya çekmistir. Türkiye'de 1990 sonlarinda birçok sanayi sirketinin faaliyet disi (yani finansman hizmetlerinden kazandiklari) gelirleri, ana islerinden kazandiklari gelirleri geçmeye baslamistir. Bugün Amerika'da kendi müsterilerinin satin alma ve kiralama islemlerini finanse etmeyen, kredi karti hizmetleri sunmayan hatiri sayilir hiçbir reel sirket yok gibidir. Bir anlamda günümüzde herkes "bankacilik" yapmaya baslamistir. Son zamanlarda ciddi mali sorunlar yasayan otomotiv devi General Motors'un uzmanlar tarafindan en degerli biriminin finansman sirketinin gösterilmesi bu anlamda manidardir.
Finansman piyasasinda oyuncu sayisi artinca pek tabii ki rekabet de siddetlenmistir. Pazarlik gücüne sahip olduklari ve mali piyasalara kolayca erisebildiklerinden dolayi sirketler, bankalar için kârli olmaktan çikmaya baslamis, bireyler bankalarin en büyük hedefi haline gelmistir. Bugün Amerika'da her hafta posta kutusunda birkaç kredi karti basvurusu almayan insan yok gibidir. Bunun nedeni 20.000'i askin kredi karti pazarlayan sirketin her yil 5 milyarin üzerinde kredi basvurusu postalamasidir. Tarihin hiçbir döneminde borç almak ve imkanlarinin üzerinde yasamak hiç bu kadar kolay olmamistir. Isin ilginç yani, bugünün modern ekonomilerinin harcamayi tesvik etmeleridir. Amerika'da milli gelirin % 70'ini kisilerin tüketimi olusturur. Bu yüzden de "bugün al-sonra öde" anlayisi tüketim ekonomisinin bel kemigidir. 11 Eylül eyleminden sonra Baskan George Bush'un Amerikan halkina radyo seslenisinde "Teröristlere vereceginiz en güzel cevap disari çikip normal yasaminiza devam etmeniz ve seyahatlerinizi ertelememenizdir." demesinin nedeni, böyle bir soktan ürken tüketici Amerikan halkinin harcamalarini kismasi ve ekonominin hizla daralmasi korkusudur. Belki de ikiz kuleleri vuran modern çagin teröristi, tüketim ekonomisinin dinamiklerini sezdiginden Amerika'yi böyle batirmayi öngörmüstü. Ancak, bu manevraya kisa zamanda cevap, Amerika'nin silahli kuvvetlerinden önce mali kuvvetlerinden gelmistir. Borç alip harcamanin maliyetleri neredeyse sifira düsürülmüs, ekonomi paraya bogulmus ve insanlarin evlerine hazineden çek (vergi iadesi) gönderilmistir. Amerika'nin vergileri düsürme ve harcamalari daha da tesvik etme politikalari tam da Irak ve Afganistan'a yapilacak askerî manevralar için devletin daha fazla gelire ihtiyaci oldugu bir zamana rastlamistir. Anlasilan 11 Eylül depreminden sonra gelecek ardil ekonomik sok daha tehlikeli görülmüs ve kismen halkin "har vurup harman savurmasiyla" bertaraf edilmeye çalisilmistir.
Bu kadar kolay kredi ortami pek tabii ki birçok sorunu da beraberinde getirmistir. Sürekli olarak günlük enerji ihtiyacinizdan daha çok yerseniz obezite, gelirlerinizden daha fazla harcarsaniz da iflaslar kaçinilmazdir. 2003 yilinda Amerika'da yaklasik olarak hane basina kredi karti borcu 10.000 dolar (15.000 YTL), konut kredisi hariç toplam tüketici kredisi 19.000 dolar (28.500 YTL) ve federal hükümet borcu 66.000 dolar (99.000 YTL) civarindadir. Tüketici kredileri ve federal borç alt alta toplandiginda, hane basina toplam borç (konut kredileri hariç) 85.000 dolar (128.000 YTL) gibi muazzam bir rakam çikmaktadir. 2005 yilinda kisi basina kredi karti borcu yaklasik 5.000 dolari (7.500 YTL) bulmustur.
Amerika ekonomisi sikintida
Pek tabii ki bu kadar yogun 'plastik" kullaniminin bir bedeli vardir. Kredi karti sahiplerinin yarisi sadece minimum ödemeleri yapabilmekte, üçte ikisi hesaplarinda bakiye birakmakta ve astronomik aylik finansman (faiz) maliyeti ödemektedir. Meshur finans internet sitesi bankrate.com'a göre, ödeme gecikmeleri ve limiti asma cezalari kredi karti firmalarinin kârlarinin % 40'ina kadar ulasmistir. Bu da gösteriyor ki, kullanicilarin çogu bir mali uçurumun kenarinda yasamaktadir ve ufak bir sendelemede batacaktir. Nitekim son senelerde iflas edip alacaklilara karsi federal korunma isteyen aile sayisinda büyük bir patlama olmustur. ABD'de 2005 yilinda iflas eden aile sayisi 2 milyona çikmis ve bu rakam Baskan Bush'un ilk hükümet döneminde 5 milyona ulasmistir. Borçlanma krizi sadece Amerika'ya has degildir, bu bir küresel olaydir. Aile bütçesinde birçok yerde tasarruflar o kadar azalmis ve harcamalar o kadar artmistir ki bu durum bütün dünyada alarma sebep olmustur. Bugün tedavülde olan dolar banknotlarinin ancak üçte biri Amerika'dadir; üçte ikisi ise dünyada uluslararasi ticaretin hizmetindedir. Diger ülkeler ABD'ye mal satar ve karsiliginda dolar alir ve böylece ABD dolar ihraç etmis olur. Bu dolarlarin çogu da geri dönmez. 'Amerika'nin en büyük ihraç kalemi dolardir' dense yeridir.
11 Eylül sonrasi para musluklarini ardina kadar açan ABD, degil tek kendini bütün dünyayi likiditeye bogmustur. Paranin maliyetinin en düsük tarihî seviyelere inmesi ve asiri bollugu her yerde harcamayi azdirmistir. 2000 baslarinda borsa balonunun yeni patlamis olmasi, para fazlasinin çogunlukla konut piyasasina gitmesine neden olmus ve ev fiyatlarini her yerde uçurmustur. Bu kez de yatirimcilar konut balonundan bahseder hale gelmistir. Degerlenen ev fiyatlari ve hareketli ekonomi, insanlara yapay özgüven duygusu getirmis ve harcama ve borçlanma egilimlerini canli tutmustur. Kredi karti limitlerini dolduran aileler bu kez evlerini ATM (banka karti) gibi kullanmaya baslamislardir. Degerlenen evlerini ipotek gösterip daha fazla borçlanarak rüyalarindaki arabalari satin almaya ve hayallerindeki ülkeleri gezmeye baslamislardir. Ortalama olarak, bugün Amerikalilarin ev-ipotekli tüketici kredilerinin (home equity loans) tutari aile basina takriben 30.000 dolar iken, tüm ev degerine bedel 200.000 dolar kredi çekmeleri bir iki haftalik istir.
Denilebilir ki, son zamanlara kadar Amerikan ekonomisi, vatandasin degerlenen evlerine karsilik aldigi tüketici kredileriyle canliligini sürdürmüstür. Bu islemlerde en önemli araci kurumlar olan bankalar adeta altin madeni isletir hale gelmistir. Konut kredisini veren banka, bu kredileri bilançolarinda tutmamakta ve hemen yatirimcilara satmaktadir. Arada da komisyonunu kesmektedir. Bankalar için komisyon gelirleri faiz gelirlerinden daha güvenlidir. En son riski kendisi tasimadigi için, bankalarin gözünü gitgide hirs bürümüstür ve kredi degerlendirme kriterlerini gitgide gevsetmislerdir. Düzenli geliri olmayan kisiler bile yüz binlerce dolar degerinde krediler almaya baslamistir. Son zamanlarda Amerikan Merkez Bankasi'nin ekonomiyi dizginlemek ve enflasyonla mücadele etmek için izledigi yüksek faiz politikasi marjinal konut kredi sahiplerini derinden yaralamistir. Ev fiyatlarinda fahis artis, yavaslamaya ve hatta düsmeye baslamistir. Dar gelirli Amerikalilar genellikle baslangiç faizleri düsük oldugundan çogunlukla degisken faizli konut kredilerini tercih etmislerdir. Bu krediler ilk seneler düsük sabit faizle baslar, daha sonra piyasa faizlerini takip eder. Son zamanlarda faizler arttigindan, konut kredilerinin faizleri de artmistir ve üstüne üstlük evler de artik deger kazanmamaktadir. Bugün evlerin piyasa degeri, çogu konut kredisini karsilayamamaktadir. Bu sartlarda insanlar krediyi ödeyememekte ve en büyük servetleri olan evlerini bankalara kaptirmaktadir. Ellerindeki evleri satisa çikaran bankalar, ev fiyatlarini daha da baltalamakta ve krizi derinlestirmektedir. En önemli sorunlardan birisi de, ABD'de evlerini bankalara kaptiran kisilerin çogunun siyahilerin olmasidir. Bu da ileride Amerika'da sosyal bunalimlara zemin hazirlamaktadir.
Amerika'daki kredi krizinin Türkiye'ye dolayli etkisi olabilir. Faizlerin düsmesiyle birçok Türk vatandasi, bir ev taksitine girmis ve kapisindaki arabayi yenilemistir. Birçok Türk sirketi, dolar faizi rekor seviyede düsük oldugundan, döviz cinsinden borçlanma yapmistir. Bu kredilere temel teskil eden uluslararasi kredileri genellikle oynak faiz üzerinedir. Amerika kredi krizi dolar faizlerini firlatirsa, bu Türkiye'de faizleri daha sert bir sekilde tirmandirir. Bu da hem tüketiciyi hem de sirketleri ödeme krizine sokabilir. Devletin borçlanma yükü de artan faizlerden dolayi artar ve devlet yatirimlari yara alabilir. Yalniz, Amerika'nin kredi bunaliminin küresel etkisi büyük oldugundan, tüm dünyada merkez bankalari koordineli hareket edecektir. O yüzden kisa dönemde panige girip asiri reaksiyonlarda bulunmaktan kaçinilmalidir. Nitekim son olarak dünya para otoriteleri likidite artirimina gitmisler ve piyasada bas gösteren para bulamama krizini kirmaya çalismislardir. Bu para politikalari her ne kadar kisa dönemde çözümler getirse de, esas çözüm insanlarin, sirketlerin ve devletlerin uzun dönemde yorganlarini ayaklarina göre uzatmalaridir. Tabiaten, bütçe açigi ancak arizi olabilir, daimi olamaz!
PROF.IHSAN ISIK
Amerikan Türk Ticaret Odasi (ATCOM) Baskani
Dünya Türk Is Konseyi Amerika Bölge Komitesi Üyesi & Rowan Üniversitesi Ögretim Üyesi 