
Bilindigi gibi, küresel kriz Amerikan mortgage piyasasindaki problemlerden kaynaklanmaktadir. Mortgage piyasalari -uzun vadesiyle- sermaye piyasasinin bir alt kategorisidir.
Ancak, sermaye piyasalarinda temel oyuncu sirketler iken, mortgage piyasalarinda bireylerdir. Mortgage kredilerinin %83'ü kisilere, %16'si isletmelere ve %1'i çiftçilere verilmektedir. Asikâr ki, bütün dünyayi tehdit eden mali kasirganin merkezinde mortgage piyasasi, mortgage piyasasinin merkezinde ise kisiler vardir. Dolayisiyla, mevcut kriz nereden bakarsaniz bakin bir tüketici krizidir. Asiri kâr hirsiyla uluorta büyük bir "günah islenmistir"; toplumun "mahremine" ilisilmistir. Gözünü hirs bürümüs bankalar, sonunda toplumun temel tasi olan aileye musallat olmustur. 2. Dünya Savasi'ndan sonra bankalarin en hizli büyüyen kredi çesidi bireysel kredilerdir. Sirketler ve devletler mali piyasalara artik direkt erisebildiklerinden ve daha sofistike olduklarindan, bankalarin gözdesi olmaktan çikmislardir. Bankalarin bugün yeni sevgilileri bireylerdir; özellikle de "ögrenciler", "kadinlar", "ihtiyarlar", "egitimsizler", "göçmenler" ve "azinliklar". Bu marjinal gruplar, daha önce sistemin nimetlerinden uzak tutulduklari için, bu yakin ilgiyi çok sevmislerdir ve uzun zamandir vur patlasin çal oynasin süren partiye daveti hemen kabul etmislerdir. Yalniz partinin sonuna yetistiklerini fark etmeden...
Bilinçsiz borçlanma krizin ana sebebi
Birçok magdur, bankalarin kendilerini kandirdiklarini ve yeteri kadar bilgilendirmediklerini iddia ediyor. Dogrudur, Amerikan Merkez Bankasi piyasalari yillar boyu paraya bogmustur, kasalari dolup tasan bankalar da önüne gelen herkese -bin bir saklabanlikla- kredi dagitmistir. Yalniz bu krizde madalyonun bir de öbür yüzü var. Kisisel finans ögretileri aylik mortgage ödemelerinin brüt gelirin %25'ini, toplam borç ödemelerinin ise %35'ini geçmemesini öngörür. Hal böyle iken, gelirinin üzerinde maceraya girenlerin hiç mesuliyeti yok mu? Kolayca ayartilan ve hesabini kitabini sasiran kisilerin hiç vebali yok mu? Kapilarini -esimin dedigi gibi- saldirganlara kapatmayanlarin hiç suçu yok mu? John Bryant adli bir toplum lideri küresel krizin temelinde "finansal cehaletin" yattigini düsünüyor. Bu yüzden, 1992'de fakirlere ve zayiflara danismanlik ve egitim vermek üzere ülke çapinda "Ümit Operasyonu-OPERATION HOPE" projesini baslatiyor. Su an finansal egitim konusunda Baskan Bush'un kurdugu komiteye de baskan yardimciligi yapan Bryant, "Para gerçekten büyük bir tabu!" diyor: "Herkes ona sahip olmak istiyor ama kimse tabiatini anlamiyor. Dogru dürüst yönetmeyi bilmiyor, hakkinda konusmaktan müthis çekiniyor. Açgözlülügü, bankalarin alaveresini dalaveresini aradan çikartin, bu krizin ana sebebi -Kaf Dagi nispetinde- finansal cehalettir". Normalde ögrenciler çok kârli bir müsteri grubu olmasa bile, bankalar onlari çok genç yasta yakalayip sadik bir müsteriye dönüstürmek istemektedir. Hatta ögrencilerin gönlünü ilk kazanan olmak için birçogu bedava müzik CD'leri, tisörtler, sinema biletleri, pizzalar vesaire sunmaktadir. Önceden borçsuz-tasasiz üniversitelerden mezun olurken, bugün Amerika'da ögrenciler kredi kartlarinda 10.000$ bakiye ve ögrenci kredilerine ortalama 19.000$ borçla hayata atilmaktadir. Artan saglik, ilaç ve gayrimenkul vergisi maliyetlerini karsilamak için maalesef emekliler de bu borç kervanina katilmistir. 55-64 yas grubu arasindaki ihtiyar delikanlilar bugün ortalama 6.900$ kredi karti borcu altina girmekten çekinmemektedir.
Tarihin hiçbir döneminde borç almak ve imkânlarinin üzerinde yasamak hiç bu kadar kolay olmamistir. Pek tabii ki bu kadar borçlanmanin bir bedeli vardir. Sürekli olarak günlük enerji ihtiyacinizdan daha çok yerseniz obezite, gelirlerinizden daha fazla harcarsaniz da iflaslar kaçinilmazdir. Nitekim son senelerde iflas edip alacaklilara karsi federal korunma isteyen aile sayisinda büyük bir patlama olmustur. Yillar süren bol ve ucuz para ortami ev fiyatlarini her yerde sisirmis, saadet zincirini sürekli beslemistir. Fiyatlar açiklanamaz bir noktaya gelince de, kalabaliktan birisi "kral çiplak!" demis ve birden film kopmustur. Evler ülke çapinda %20, kimi yerlerde ise %40 kadar deger kaybetmistir. Bu zararlar krizin sadece mukaddimesidir; daha kötüsü geridedir. Ev degerlerinin kredi degerinden düsük oldugu (negatif sermayeli) ev sayisi 8,8 milyon civarindadir. Su an atil 4 milyon konut müsteri beklemektedir. Bu da ancak 10 ayda eritilebilecek bir stok demektir. Ayrica, 1,3 milyon eve haciz gelmistir ve mahkemelerde ihtilaf halinde hâlâ 2,5 milyona yakin ev vardir. Birçok fert, aylik ödemelerin altindan kalkamayacagini anlayinca, ev anahtarlarini bir mektubun içine koyup bankasina postalamaktadir. Singir singir ses çikaran mektuplar bankalarin su siralar yüregini hoplatmaktadir! Ayrica, kredi karti sektörü de kriz sinyalleri vermektedir. Kredi karti sahiplerinin sadece %50'si minimum ödemeleri yapabilmekte, %67'si hesaplarinda bakiye birakmaktadir. Ödeme gecikmeleri ve limiti asma cezalari kredi karti firmalarinin kârlarinin %40'ina kadar ulasmistir. Anlasilan, birçok kisi hafif bir ters rüzgârla alabora olacaktir. Dahasi, krizin mensei olan sub-prime krediler daha çok Amerikali siyahiler ve hispaniklere verilmistir ve bu gruplar tarihlerinin en büyük servet kaybiyla yüz yüzedir (bir hesaba göre 214 milyar dolar). Bu gelismeler de Amerika'nin sosyal dokusunu tehdit etmektedir.
Türkiye'de de sorumsuz kredi kullanimi birçok "acemi" insani ve aileyi vurmus ve onarilmasi zor sosyal yaralar açmistir. Bankalari bastan çikartan kredi karti gelirleri, gelir-ödeme gücü kistasinin kredi analizlerinde gitgide geri atilmasina sebep olmus ve kredilendirilmeyecek insanlar bile 15-20 karta sahip hale gelmistir. Mehmet Ali Birand'in sundugu bir haber programinda bankalara 400.000 Euro kredi karti borcu oldugunu anlatan bir bayan düsük ücretli bir banka memuresi çikmistir. Bu korkunç borç yüküne nasil ulastigi soruldugunda, bankalarin harcadikça daha çok kredi karti gönderdigini ve uzun zaman borcu borçla ödeyerek bu çarki döndürdügünü ifade etmistir. Yine ayni programda kredi karti borcu batagina düsen muhafazakâr bir bayanin ve ailesinin drami, bu problemin toplumun tüm katmanlarina sirayet ettigini göstermektedir. Iflas etmis bir devlet dairesi odacisi, okullarda artan sosyal baskidan dolayi çocuklarinin geri kalmasini istemediginden kredi kartlarina yüklendiginden bahsetmistir. Tatiller ve harcamalar da artik baskalari için yapilmaya baslanmistir. Egzotik bir yerde tatil yapabildigini göstermek için insanimiz tatillerini bile finanse etmekte, bir haftalik tatil için bir ya da iki senelik gelirlerini ipotek etmektedir. Uyusturucuya müptela olan insanlar nasil "hayatta kalmak" için daha fazla doza ihtiyaç duyarsa, anlasilan borçlular da yüksek yasam standardini sürdürmek için daha fazla borçlanmaya ihtiyaç duymaktadir. Borç sarmali içinde bogusan birçok Türk vatandasi öyle acze düsmüstür ki, magazalara gidip kredi kartiyla aldigi 1.000 YTL'lik bir mali 200 YTL'ye ayni magazaya birakip günlük ihtiyaçlarini gidermeye ya da ivedi borçlarini ödemeye çalismistir. Bu strese daha fazla dayanamayan birçok insan da ya anti-depresanlara basvurmaya ya da hayatina kiymaya baslamistir. Intihar eden borçlularin çogunun dar gelir grubundan olmasi ise oldukça düsündürücüdür. Anlasilan, toplumda yaygin gösteris hastaligi ve sosyal rekabet insanlari kaldiramayacaklari yükler altina sokmaktadir.
Ünlü Amerikan finans sirketi Fidelity'nin yaptigi arastirmaya göre Amerikalilar emeklilik öncesi gelirlerinin ancak %57'siyle emekli olacaklardir. Halbuki ayni sirketin tahminlerine göre bir ailenin rahat yasayabilmesi için emeklilik öncesi gelirinin en az %85'ine gereksinim vardir. Hal böyle iken, Amerikalilarin %20'sinin ak saçli günler için hiçbir birikimi yoktur ve yarisindan fazlasi da emeklilik için bir plan yapmamistir. Üstüne üstlük agirlasan sosyal sigorta ve emeklilik maliyetlerinin içinden çikamayacagini anlayan birçok sirket ve devlet topu bireye atmistir. Bugün bireylerin emeklilik fonlarina ne kadar para koyacagina ve hangi enstrümanlara yatirim yapacagina kendisi karar vermesi gerekmektedir. Hemen görünürde bir gelir arz etmedigi ve siddetli borç yükü altinda kivrandigi için birçok insan (takriben isçilerin yarisi) bireysel emeklilik fonlarina teveccüh etmemistir. Son yillarda finansal piyasalarin liberallesmesi ve bilgi teknolojisinin ilerlemesinden dolayi mali ürün çesidi de fevkalade artmistir. Öyle ki insanlar yeterli bilgi donanimi olmadigindan dolayi bu kadar ürün arasindan seçim yaparken adeta panik atak yasamaktadir. Bir Kanada firmasinin yaptigi ankete göre, emeklilik planini seçerken yasanilan stres o kadar büyüktür ki, deneklerin çogu bir dis doktoruna ziyareti tercih etmektedir. Zaten bu kadar gönülsüz olduklari emeklilik planlamasinda, bilgisizce yaptiklari yatirim tercihleri çok düsük performans göstermekte ve emeklilik zamaninda gerekli olacak geliri tehlikeye sokmaktadir.
Gerek artan borç yükü, gerekse kisisel iflaslar ve beraberinde nükseden sosyal sorunlar bütün dünyada hükümetleri birtakim tedbirler almaya yönlendirmistir. Ilk önce tasarruf özendirilmeye çalisilmistir ve bunun için birçok alanda vergi muafiyeti getirilmistir. Örnegin, Amerika'da tirmanan okul harçlarini karsilamak için veliler tarafindan tahsis edilen tasarruf yatirimlari ve çalismayan es için olusturulan bireysel emeklilik fonlari vergiden muaftir. Ikinci olarak da, insanlarin karmasiklasan finansal dünyada yörüngesini bulabilmesi için finansal egitim projeleri gelistirilmistir. Bir OECD çalismasina göre, finansal egitim insanlarda borç yükünü azaltmakta ve tasarruflari artirmaktadir. Son zamanlarda birçok diger arastirma da insanlar arasinda finansal bilgi eksikligini açikça ortaya koymustur. Birçok yetiskinin içinde bulunduklari finansal çevrenin temel prensiplerini bilmediklerini, birçok gencin de en basit araba sigortasi özelliklerini ve banka kredi sartlarini anlamadiklarini ve en ucuz ögrenci kredisi için ne opsiyonlarin bulundugunun farkinda olmadiklarini ortaya çikarmistir. Bu bulgulara binaen OECD bir finansal egitim ofisi kurmus ve üye ülkelerde finansal egitimi tesvik etmeye baslamistir. Bu baglamda, Ingiltere kisisel finans derslerini 2010 yilindan itibaren milli egitim müfredatina almaya karar vermistir. Ayni sekilde, Ekim 2005'ten beri, ABD iflas eden aileleri finansal egitim kurslarina katilmaya ve danismanlik hizmetleri almaya mecbur tutmustur. Yine Amerika'da birçok eyalet finansal egitimi okul müfredatina sokmak için yasama sürecini baslatmistir. Yine, Singapur, Hong Kong, Macaristan, Finlandiya ve Avustralya, çocuklari erken yasta gelecegin daha karmasik finans dünyasina hazirlamak için tedbirler almistir. Günah çikartircasina birçok finansal sirket de finansal egitim kampanyasina katilmaya baslamistir. Citibank, Çek Cumhuriyeti'nde yetimhanelerde öksüzlere "para yönetimi" dersleri vermeye baslamistir.
Asiri tüketim ve israf global bir hastalik
Su an gösterimde olan Hollywood yapimi "korku filmi" ibretlerle doludur. Bireyleri, dünyanin en büyük ekonomik sorunlarindan biri olmaya namzet sorumsuz tüketim ve asiri kredi kullanma konusunda egitmek ve gelecegin karmasik dünyasina hazirlamak gerekmektedir. Bati ülkelerine göre finansal piyasalarimizin daha yeni, okur yazar oranimizin daha düsük, sehirlesmemizin daha geri ve en önemlisi nüfusumuzun çogunun "acemi" gençlerden olustugunu düsündügümüzde, temel finans egitiminin ülkemiz için önemi daha büyüktür. Batili düsünür J. Brotherton "benim zenginligim sahip olduklarimin fazlaligindan degil, isteklerimin azligindandir" der. Yine, Islam'da "veren el, alan elden üstündür" ve "risk gütmeksizin kâr helal degildir" düsturlari hakimdir. Hiristiyanlikta ise "borçlu alacaklinin kölesidir" denir. Yalniz son zamanlarda din, dil ve irk gözetmeksizin insanligin içine düstügü borç batagi gösteriyor ki hastalik küreseldir. Insanlar karmasiklasan dünyada adeta pusulasiz seyretmektedir. Kanaat, sabir, tasarruf, gayret ve iktisat gibi kavramlar demode olurken, hirs, acelecilik, tüketim, kisa yoldan köseyi dönme ve baskalarinin birikimleriyle saadet sürme hevesleri tavana vurmustur. Yalniz her gece partisi gün isigiyla sona erer. Bu saadet zinciri ilelebet devam edemezdi, nitekim etmedi de. Ancak devletler borçlarini borçla döndürebilirler. Son yillarda süper devletlerin bile bu çemberi döndürmekte zorlandigi göz önüne alinirsa, kisiler olarak -küçücük cirmimizle- en iyisi ayaklarimizi yorganimiza göre uzatmaktir. Yoksa, dost var düsman var; bir eylül ayi El-Aleme rezil olmak var!
PROF.IHSAN ISIK
Amerikan Türk Ticaret Odasi (ATCOM) Baskani
Dünya Türk Is Konseyi Amerika Bölge Komitesi Üyesi & Rowan Üniversitesi Ögretim Üyesi
