
Dünya piyasalarini sarsan özellikle Londra borsasini derinden etkileyen global ekonomik krizin sorumlusu Birlesik Devletler'de durum ne? Herkesin merak ettigi en temel gelisme bu. Söz konusu krizi ABD'deki kredi kullaniminda yasanan devasa açiklar tetikliyor.
Asiri riskli ev kredilerine Amerika'da "sub-prime mortgages" "kalite alti ev kredileri" deniyor. Son zamanlarda bu sektördeki problemler bütün dünya piyasalarinin yüregini sik sik agzina getiriyor. Bunun en son ve ciddi örnegini agustos sonu itibariyla bütün dünyada yasadik. Self-Help adli kredi bankasinin tahminine göre 2.200.000 Amerikali, evlerini bankalara kaybetmekle karsi karsiyadir. Birçok uzmana göre, bu felaketin gerçek sorumlusu gözünü hirs bürümüs bankalardir. Amerika'da evlerini bankalara kaptiranlarin çogu fakir ve zencidir. Sorumlu Kredilendirme Merkezi (The Centre of Responsible Lending)'nin raporuna göre sub-prime kredisi alanlarinin yarisi zencidir. Finans uzmani John Gapper'a göre zenciler "Amerika tarihinin en büyük servet kaybi" ile karsi karsiyadir. Birçok magdur, bankalarin kendilerini kandirdiklarini ve yeteri kadar bilgilendirmediklerini iddia ediyor. Aslinda, her sey esit sartlarda cereyan ettigine göre, acaba bu sonuçtan sadece bankalar mi sorumlu? Birçok kredi magdurunun fakir ve egitim seviyesi düsük toplum kesimlerinden olmasi acaba bir anlam ifade ediyor mu? Bundan ne gibi dersler çikarilabilir?
Insanlar gelirlerinin bir kismini harcamaya, bir kismini da tasarrufa ayirirlar. Gelirler harcamalardan büyükse "bütçe fazlasi", degilse "bütçe açigi" dogar. Borç almanin mümkün olmadigi bir dünyada (yani bankalarin, mali piyasalarin ve borç verecek es ve dostun olmadigi bir ortamda), bütçe her zaman ya denk olur ya da fazla verir. Daha yalin ifadeyle, aylik 100 lira geliriniz varsa, ancak 100 lira harcayabilirsiniz; 150 lira harciyorsaniz, muhtemelen birisi sizi finanse ediyor demektir. 22 Agustos 2007 tarihinde Zaman gazetesinde yayinlanan "Global kriz mola verdi, ya sonra?" baslikli yorumda belirtildigi gibi, son yillarda bütçe açigi veren kisi, kurum ve devlet sayisi o kadar artmistir ki, bu açiklarin finansmani birçok ülkede en kârli is haline gelmistir. Öyle ki, geçen yil, Wall Street finansal sirketleri bu furyayi kutlamak için çalisanlarina tarihlerinin en yüksek bonus ve ikramiyelerini ödemistir.
Ev kredilerindeki fiyaskonun perde arkasi
Yalniz bankalarin daha fazla kâr yapma hirsi, "fakir", "masum" ve "az bilgili" insanlari da bankalarin hedefi haline getirmis oldugu bir gerçektir. Sirketler ve devletler mali piyasalara artik direkt erisebildiklerinden ve daha sofistike olduklarindan, bankalarin gözdesi olmaktan çikmislardir. Bankalarin bugün yeni sevgilileri "ögrenciler", "kadinlar", "ihtiyarlar", "egitimsizler" ve "azinliklar"dir. Bugünün az gelirli ögrencileri yarinin çok gelirli çalisanlari olacaktir. Bu yüzden, normalde ögrenciler çok kârli bir müsteri grubu olmasa bile, bankalar onlari çok genç yasta yakalayip sadik bir müsteriye dönüstürmek istemektedir. Hatta ögrencilerin gönlünü ilk kazanan olmak için birçogu bedava müzik CD'leri, tisörtler, sinema biletleri, pizzalar vesaire sunmaktadir. Önceden borçsuz-tasasiz üniversitelerden mezun olurken, bugün Amerika'da ögrenciler kredi kartlarinda $ 10.000 (YTL 15.000) bakiye ve ögrenci kredilerine ortalama $ 19.200 (YTL 29.000) borçla hayata atilmaktadir. Artan saglik, ilaç ve gayrimenkul vergisi maliyetlerini karsilamak için maalesef emekliler de bu borç kervanina katilmistir. 55-64 yas grubu arasindaki ihtiyar delikanlilar bugün ortalama $ 6.900 (YTL 10.000) kredi karti borcu altina girmekten çekinmemektedir.
Bu marjinal gruplar, daha önce sistemin nimetlerinden uzak tutulduklari için, bu yakin ilgiyi çok sevmislerdir ve 5-6 yildir vur patlasin çal oynasin süren partiye daveti hemen kabul etmislerdir. Yalniz partinin sonuna yetistiklerini bilmeden... Düsünün yil 2004 ve iki çocuklu, zenci ve düsük gelirli bir Amerikali okul hademesisiniz. Banliyöde bir dairede kirada oturuyorsunuz, ve son yillarda Amerika'nin patlayan emlak piyasasinda ev fiyatlari ve kiralarin hizli artisini uzaktan giptayla seyrediyorsunuz. Bu furyadan siz de nasiplenmek istiyorsunuz. Bankaniza gidiyor ve fakir oldugunuzu, hiç tasarrufunuz olmadigini; ama bir ev almak istediginizi söylüyorsunuz. Banka memuru "önemli degil", "buyurun oturun" diyor ve devam ediyor: "Kredi tarihçeniz iyi gözükmüyor, geliriniz de pek yüksek degil; fakat bir çaresini buluruz. Herkes 30 yillik sabit faizli mortgage kredisi aliyor; ama siz baslangiç olarak düsük ödemesi olan bir kredi seçin. Eve esya almaniz gerekebilir, boya da yapmak isteyebilirsiniz, bu tür kredi size birkaç sene rahat nefes aldirir. Gelir durumunuz konusunda da kaygilanmayin. Sadece düzenli bir gelirinizin oldugunu bana beyan edin yeter, ispata gerek yok. Bu hizmetlerimiz için ekstra ücret gerekiyor tabii; ama o konuda da endiselenmeyin, bu masraflari alacaginiz kredi içerisine koyariz, cebinizden simdilik hiçbir sey çikmaz. Iste aylik ödeyeceginiz para, hiç fena degil degil mi? Raziysaniz, suraya imza atin, buraya da, bir de suraya lütfen. Haydi hayirli olsun!"
Amerika ekonomisi SOS veriyor
Inanilmasi zor gibi degil mi? Aslinda bankalar her halükârda kâr edecegi hesapli bir kumar oynuyor. Bu kredileri verir vermez, hemen piyasada yatirimcilara satiyor ve aradan çekiliyorlar. Garanti olan komisyonlarini aliyorlar ve yeniden "çaylak" müsteri avina çikiyorlar. Bu arada "masum" okul hademesi elinde bir bomba tuttugunun farkinda bile degil. Kendisine patlamaya hazir "oynak faizli ev kredisi" verilmistir. 2004'te kisa dönemli faizler düsük oldugundan, bu kredi ilk iki sene yillik % 6 gibi ucuz bir faizi garantilemektedir; ama iki senenin sonunda bu kredi piyasa faizlerini takip edecektir. Banka ayrica teamülleri takip etmeyip, fazla gözükmesin diye aylik ödemelere emlak vergilerini de eklememistir. Çoktan beridir piyasalar tedirgin oldugundan, krediler kesilmis, 2006'dan itibaren Amerika'da ev fiyatlari düsmeye ve faizler yükselmeye baslamistir. Oynak faizli kredinin maliyeti yil ortasi % 10'a firlamis ve % 15 olma ihtimali de ufuktadir. Daha fazla bu yükü tasiyamayan Amerikali okul hademesi maalesef evine bay bay demek zorunda kalmis ve en degerli servetini bankaya kaptirmistir.
Son yillarda, Türkiye'de de sorumsuz kredi kullanimi birçok "acemi" insani ve aileyi vurmus ve onarilmasi zor sosyal yaralar açmistir. Bankalari bastan çikartan kredi karti gelirleri, gelir-ödeme gücü kistasinin kredi analizlerinde git gide geri atilmasina sebep olmus ve kredilendirilmeyecek insanlar bile 15-20 karta sahip hale gelmistir. Mehmet Ali Birand'in sundugu haber programinda bankalara 400.000 Euro kredi karti borcu oldugunu anlatan bir bayan, düsük ücretli bir banka memuresi çikmistir. Bu korkunç borç yüküne nasil ulastigi soruldugunda, bankalarin harcadikça daha çok kredi karti gönderdigini ve uzun zaman borcu borçla ödeyerek bu çarki döndürdügünü ifade etmistir. Yine ayni programda kredi karti borcu batagina düsmüs tesettürlü bir bayanin ve ailesinin drami, bu problemin toplumun tüm katmanlarina sirayet ettigini göstermektedir. Iflas etmis bir devlet dairesi odacisi, okullarda artan sosyal baskidan dolayi çocuklarinin geri kalmasini istemediginden kredi kartlarina yüklendiginden bahsetmistir. Tatiller ve harcamalar da artik baskalari için yapilmaya baslanmistir. Egzotik bir yerde tatil yapabildigini göstermek için insanimiz tatillerini bile finanse etmekte, bir haftalik tatil için bir ya da iki senelik gelirlerini ipotek etmektedir.
Uyusturucuya müptela olan insanlar nasil "hayatta kalmak" için daha fazla doza ihtiyaç duyarsa, borçlular da yüksek yasam standardini sürdürmek için daha fazla borçlanmaya ihtiyaç duymaktadir. Borç sarmali içinde bogusan birçok Türk vatandasi öyle acze düsmüstür ki, magazalara gidip kredi kartiyla aldigi 1.000 YTL'lik mali 200 YTL'ye ayni magazaya birakip günlük ihtiyaçlarini gidermeye ya da ivedi borçlarini ödemeye çalismistir. Bu strese daha fazla dayanamayan birçok insan da ya anti-depresanlara basvurma ya da intihar yolunu seçmistir. Intihar eden borçlularin çogunun dar gelir grubundan olmasi ise oldukça düsündürücüdür.
Meshur Amerikan finans sirketi Fidelity'nin yaptigi arastirmaya göre Amerikalilar emeklilik öncesi gelirlerinin ancak % 57'siyle emekli olacaklardir. Halbuki ayni sirketin tahminlerine göre bir ailenin rahat yasayabilmesi için emeklilik öncesi gelirinin en az % 85'ine ihtiyaç vardir. Hal böyle iken, Amerikalilarin % 20'sinin ak saçli günler için hiçbir birikimi yoktur ve yarisindan fazlasi da emeklilik için bir plan yapmamistir. Üstüne üstlük agirlasan sosyal sigorta ve emeklilik maliyetlerinin içinden çikamayacagini anlayan birçok sirket ve devlet topu bireye atmistir. Bugün bireylerin emeklilik fonlarina ne kadar para koyacagina ve hangi enstrümanlara yatirim yapacagina kendisi karar vermesi gerekmektedir. Hemen görünürde bir gelir arz etmedigi ve siddetli borç yükü altinda kivrandigi için birçok insan (takriben isçilerin yarisi) bireysel emeklilik fonlarina teveccüh etmemistir. Son yillarda finansal piyasalarin liberallesmesi ve bilgi teknolojisinin ilerlemesinden dolayi mali ürün çesidi de fevkalade artmistir. Öyle ki insanlar yeterli bilgi donanimi olmadigindan dolayi bu kadar ürün arasindan seçim yaparken adeta panikatak yasamaktadir. Bir Kanada firmasinin yaptigi ankete göre, emeklilik planini seçerken yasanilan stres o kadar büyüktür ki, deneklerin çogu onun yerine bir dis doktoruna ziyareti tercih etmektedir. Zaten bu kadar gönülsüz olduklari emeklilik planlamasinda, bilgisizce yaptiklari yatirim tercihleri çok düsük performans göstermekte ve emeklilik zamaninda gerekli olacak geliri tehlikeye sokmaktadir.
Türk hükümetinin almasi gereken önlemler
Gerek artan borç yükü, gerekse kisisel iflaslar ve beraberinde nükseden sosyal sorunlar bütün dünyada hükümetleri birtakim tedbirler almaya yönlendirmistir. Ilk önce tasarruf özendirilmeye çalisilmistir ve bunun için birçok alanda vergi muafiyeti getirilmistir. Örnegin, Amerika'da tirmanan okul harçlarini karsilamak için veliler tarafindan tahsis edilen tasarruf yatirimlari ve çalismayan es için olusturulan bireysel emeklilik fonlari vergiden muaf tutulmustur. Ikinci olarak da, yukarida bahsedildigi gibi, insanlarin karmasiklasan finansal dünyada yörüngesini bulabilmesi için finansal egitim projeleri gelistirilmeye çalisilmistir.
Bir OECD çalismasina göre, finansal egitim insanlarda borç yükünü azaltmakta ve tasarruflari artirmaktadir. Son zamanlarda birçok diger arastirma da insanlar arasinda finansal bilgi eksikligini açikça ortaya koymustur. Birçok yetiskinin, içinde bulunduklari finansal çevrenin temel prensiplerini bilmedikleri, birçok gencin de en basit araba sigortasi özelliklerini ve banka kredi sartlarini anlamadiklari ve en ucuz ögrenci kredisi için ne opsiyonlarin bulundugunun farkinda olmadiklari ortaya çikmistir. Bu bulgulara binaen OECD bir finansal egitim ofisi kurmus ve üye ülkelerde finansal egitimi tesvik etmeye baslamistir. Bu baglamda, Ingiltere kisisel finans derslerini 2010 yilindan itibaren milli egitim müfredatina almaya karar vermistir. Ayni sekilde, Ekim 2005'ten beri, ABD iflas eden aileleri finansal egitim kurslarina katilmaya ve danismanlik hizmetleri almaya mecbur tutmustur. Yine Amerika'da birçok eyalet finansal egitimi okul müfredatina sokmak için yasama sürecini baslatmistir. Hakeza, Singapur, Hong Kong, Macaristan, Finlandiya ve Avustralya, çocuklari erken yasta gelecegin daha karmasik finans dünyasina hazirlamak için tedbirler almistir. Günah çikartircasina birçok finansal sirket de finansal egitim kampanyasina katilmaya baslamistir. Citibank, dünyanin en büyük finans devi, Çek Cumhuriyeti'nde yetimhanelerde öksüzlere "para yönetimi" dersleri vermeye baslamistir.
Bu fahis borçlanma tehlikesini gören bir önceki AK Parti hükümeti, Türk bankalarinin kredi karti dagitiminda daha muhafazakâr davranmasini düzenleyecek kanunlar çikarmistir. Dünyanin en büyük ekonomik sorunlarindan biri olmaya namzet, sorumsuz tüketim ve asiri kredi kullanma konusunda, Türkiye'nin çiçegi burnunda yeni 60'nci hükümetinin de üzerine "masum", "fakir" ve "egitimsiz" halk kesimlerini bilinçlendirmek konusunda büyük bir yük düsmektedir. Diger Bati ülkelerine göre okur-yazar oranimizin daha düsük, sehirlesmemizin daha geri ve en önemlisi nüfusumuzun çogunun "acemi" gençlerden olustugunu düsündügümüzde, temel finans egitiminin ülkemiz için önemi daha büyüktür.
PROF.IHSAN ISIK
Amerikan Türk Ticaret Odasi (ATCOM) Baskani
Dünya Türk Is Konseyi Amerika Bölge Komitesi Üyesi & Rowan Üniversitesi Ögretim Üyesi
