
4 Mayis, yedi bin yillik tarih, yedi dil, yedi kültür ve yedi din merkezi asil Mardin'e hiç yakismadi. O gece, sadece Mardin'in dügün evi degil, Mardin'in itibari, Mardin'in gelecegi kursuna tutuldu; hem de kendi öz evlatlari tarafindan.
O gece, Yaratan'iyla en yakin oldugu noktada, en korumasiz oldugu anda 44 yakin cana ilisildi. Hem de çoluk çocuk, kadin ihtiyar demeden! Böylesini belki bir Sirp bir Bosnaliya, bir Rus bir Çeçen'e, bir Japon bir Çinliye yapmadi. Hatta, böylesi bir infazi, belki de Afrikali ilkel Hutular ezelî düsmanlari Tutsilere reva görmedi.
Ancak, ayni irktan, ayni dilden, ayni dinden, ayni ülkeden, ayni bölgeden, ayni sehirden, ayni kasabadan, ayni köyden, ayni mahalleden, ayni sülaleden, ayni aileden kan kardesleri birbirine reva gördü. Zahirî ve batinî sebebi ne olursa olsun, bu basit bir olay degil, bu bir milattir. Dahasi var mi? Bölgenin "kangren olmus" sosyal dokusunda artik kan kardes kan kardese kiymaktadir. Bu Türk'ün Kürt'ü, Kürt'ün Türk'ü kirmasindan daha feci bir olaydir. Gelinen noktada, birakin din ve kader kardesleri arasindaki iliskinin zayiflamasini, ayni ninenin torunlari arasindaki bag paramparça olmaya yüz tutmustur. Bu haliyle 4 Mayis, Türkiye'nin 11 Eylül'üdür.
"ÇÖZÜMLER, BIR SÜRÜ GERÇEGIN BIR ARAYA GELMESIDIR"
Bazen bir felaket sonrasi büyük bir yenilenme, büyük bir devinim olur. Stanford Üniversitesi'nden dünyaca ünlü gelisme ekonomisti Profesör Paul Romer, bunu ikrar etmekte ve "Asil felaket, bir krizi firsata dönüstürememektir." demektedir. Mardin olayi hepimizin yüregini daglasa da, bu büyük aciyi hafifletmenin en güzel yolu, her kesimden yerli veya yabanci bilimsel uzmanlarin, kanaat önderlerinin, siyasîlerin, askerî ve mülkî erkânin, kani toprakta taze yurttaslarimizin acisina ve anisina yakisir bir vakar ve tarzda, konuyu sahsî hesaplasmalara, siyasî amaçlara alet etmeden analiz etmeleri ve dirayetli ve çözüme odaklanmis karar vericilerin de en "makul" çözüm önerilerini vakit kaybetmeden vatan borcu bilinciyle icra etmeleridir.
Bu konuda, herkes kimsenin degil, kendi öz çocugunun tedavisine çalisan arastirmaci doktor elbisesini giymelidir. Çok sükür, bu konuda olumlu bazi isaretler ufukta belirmektedir. Cumhurbaskani Gül, Suriye gezisi sirasinda, Basbakan Erdogan da Bursa Il Kongresi'nde bu katliam vesilesiyle gündeme oturan Güneydogu tartismalarini Türkiye için "tarihî bir firsat" olarak nitelemistir. Gül, ayrica "10 senedir devlet sisteminin içindeyim; hiçbir dönemde olmadigi kadar, sivil, asker bütün kesimler ortak anlayis, isbirligi ve koordinasyon içinde" demektedir. Yine, devletteki ortak iradeye paralel olarak, her kesimden uzman, hasbiyane görüslerini bu sayfalarda birkaç haftadir belirtmektedir.
Birlesmis Milletler binasinin girisinde Sadi'ye atfedilen bir söz vardir: "Insanlik birbirinin azasidir". Güneydogu'daki vatandaslarimiz bizim için azadan da ötedir; onlar baskasi için sadece bir insandir belki, ama bizim için insandan da ötedir. Ayrisi gayrisi mi var, bin yildir biz onlariz, onlar biziz. O yüzden, son yillarda belki de Türkiye'nin yaptigi en olumlu tartisma, bu elim hadise sonrasi, Güneydogu bölgemizin etraflica masaya yatirilmasidir. Haliyle su an her uzman, kendi alanindan çözümler sunmaktadir. J.F. Kennedy der ki: "Hiçbir sorun için, kocaman ve sihirli bir formül yoktur. Çözümler bir süreçtir; bir sürü gerçegin bir araya gelmesidir." Bir fili tanimlamaya çalisan körler gibi, her uzman yakaladigi noktaya göre bir tarif yapacaktir; mühim olan, icradaki bir vizyonerin bu parçalari birlestirmesi ve bütünü yakalamasidir. Bu anlamda, askerî, siyasî, kültürel, hukukî, dinî, ekonomik, sosyal hiçbir çözüm önerisi, "mutlak çözüm" degildir; hepsi çözümün bir parçasidir. Söz konusu olay hayatla ilgili bir sorundur; dolayisiyla münferit çözüm önerileri de olsa olsa hayatin sadece bir parçasina yöneliktir.
KIM MARDIN'DE YASAMAK ISTER?
Bu "tarihî cinnet vakasi" Türkiye'nin en fakir yöresinde gerçeklesmistir. Ekonomik sorunlarla sosyal sorunlar arasinda yakin bir iliski vardir. Maryland Üniversitesi'nde Uluslararasi Kalkinma ve Ihtilaf Yönetimi Merkezi'nde çalisan Prof. Ted Gurr öncülügündeki bir bilim adami grubu, dünyadaki sicak ve soguk çatismanin tarihî seyri üzerine uzun bir çalisma yapmistir. Bu arastirmaya göre, özellikle 1980'lerin ortalarindan beri, küresel ihtilaflar % 60 azalmis, 2005 yili basi itibariyla da 1950 sonrasi gözlemlenen en düsük seviyesine ulasmistir. Yine ayni arastirmaya göre, Soguk Savas sonrasi ilk 10 yil içinde, ülkeler arasinda ve ülkeler içinde gözlemlenen sicak çatisma orani yari yariya düsmüstür. Harvard profesörü Steven Pinker'e göre "bugün belki de insanlik tarihinin en barisçil döneminde yasiyoruz".
Dikkat çekmek istedigimiz nokta, bu tarihî baris döneminin tarihî refah dönemine rastlamasidir. 1950'den beri dünya çapinda ortalama millî gelir tam 9 kat artmistir. Bu artisin en büyük kismi da, 1980 sonrasina, bahsedilen baris dönemine rastlamaktadir. Yönü tam net olmasa da, bir gerçek var ki; baris refahsiz, refah barissiz olmuyor. Diger bir gerçek de, dünyanin birçok yerinde halen devam eden çatismalarin perde arkasinda yoksullugun yatmasidir. "Baris Için Çok Fakir/Too Poor for Peace" kitabinda arastirmaci Brainard ve Derek, asiri fakirligin nasil siddete, teröre ve toplu göçlere yol açtigini anlatmaktadir. Birçok ülkede gözlemlendigi gibi, ortalama vatandaslarin hizla geliri artarken, eger bir bölge dislanirsa, o bölge sakinleri arasinda zamanla nefret ve huzursuzluk peydah olmaktadir.
DPT'nin verilerine göre, Mardin, Türkiye'nin en az gelismis illerinden birisidir. Yillar itibariyla Türkiye ileriye gitmis, Mardin geriye gitmistir. Kisi basina gelir bakimindan Mardin, 1987 yilinda iller arasinda 54'üncü sirada yer alirken, 2001 yili itibariyla 68'inci siraya düsmüstür. Ancak, millî gelir "yavan" bir gelismislik göstergesidir. Ekonomi yaninda, hayatin kalitesini belirleyen birçok faktör vardir. Bunu hesaba katan DPT, 2003 yilinda 58 degiskene dayanan bilesik bir sosyo-ekonomik gösterge gelistirmistir. Bu, illerin ekonomik, sosyal ve kültürel bir genel degerlendirmesidir.
Bu genis çapli gelismislik endeksine göre, Mardin, 1996 yili arastirmasinda 66'nci sirada iken, 2003 arastirmasinda 72'nci siraya gerilemistir. Mardin, en fakir 5'inci derecede gelismis iller arasindadir. Ilk en gelismis üç il kategorisinde Güneydogu Bölgesi'nden sadece Gaziantep vardir; bu bölge illerinin hepsi en fakir iller grubu arasindadir. Ayrica, BM Kalkinma Programi'nin gelistirdigi, yasam beklentisini, egitim ve gelir seviyesini içine alan üç ayakli Insani Gelisme Endeksi'ne göre Mardin 2004 yili itibariyla 81 il içerisinde 71'inci siradadir. Mardin'in 1975'teki siralamasi 58'dir; öyle anlasiliyor ki, Mardin, 30 yil zarfinda ileri dogru atilacagina, geri dogru kaymistir. Benzer sekilde, 1997 yili verilerine göre, bölge illerinden Sirnak, insanî yönden dünyanin en geri kalmis yöreleri arasina Türkiye'den giren tek ildir. Dahasi, katliamin oldugu Mardin Mazidagi ilçesi, Türkiye'de sosyo-ekonomik gelismislik bakimindan en geri ilçeler arasindadir. En son verilere göre, ilçe, siralamada 1996 yilina göre tam 36 basamak geriye düsmüstür. Bölgede issizlik had safhadadir. Maddî olarak sikinti yasayan bölge haliyle, toplam banka mevduati ve banka kredisi bakimindan da en son siradadir. Dahasi, bu bölgede nüfus artis hizi ülke ortalamasinin 1,5 kati, dogurganlik hizi ise 2 katidir. Ortalama hane büyüklügü 7 civarinda olup, neredeyse Türkiye ortalamasinin iki katidir. Mardin'in bulundugu 5'inci sinif iller kategorisinde, insanlarin % 70'i tarimda çalisirken, ancak % 4'ü sanayide çalismaktadir.
BÖLGE IFLAH OLMADAN...
Güneydogu doktor, dis hekimi ve eczaci tercihinin en düsük oldugu yerdir. 10 bin kisiye 5,49 doktor, 0,52 dis hekimi, 1,85 eczaci düsmektedir. Güneydogu'nun okur yazar orani % 73, üniversite mezun orani % 5 civarinda olup, egitim alaninda da Türkiye'nin en geri kalmis bölgesidir. 10 bin kisiye düsen özel otomobil 208, motorlu kara tasiti ise 505'tir; bu alanda da bölge ülke ortalamasinin üçte biri, Marmara'nin dörtte biri kadardir. 1984'ten beri bölgede düsük yogunluklu bir çatisma hakimdir. Ali Bulaç'in naklettigine göre, bu süre zarfinda, bölgede 40 bin öldürme hadisesi, yaklasik 18 bin faili meçhul cinayet ve sakinleri göçe zorlanan 3 bin köy vardir.
Öyle görünüyor ki, bu bölgede yasanan son "cinnet" olayi, egitim, saglik, altyapi, ekonomik ve güvenlik bakimindan ülkenin en geri kalmis bölgesinde vuku bulmustur. Bu bölge iflah olmadan Türkiye'nin iflah olmasi mümkün degildir. Birçok kisi aslinda yanlis bilmektedir. Avrupa'ya giden yol, Edirne'den degil, Mardin'den geçmektedir. Türkiye'nin muasir devletler seviyesine erisme projesi Ankara'nin batisina degil, ekseriyetle dogusuna baglidir.
Niye mi? Kursun seslerinin Mardin'in semalarini inlettigi o siralarda, Sarkozy de bir mitingde Fransa'nin Nimes sehrinin semalarini inletiyordu: "Avrupa ardi arkasi gelmeyen genislemeyi terk etmeli, birligi sulandirmaktan vazgeçmelidir! Avrupa, artik sinirlarini belirlemelidir. Türkiye tam üye degil, Avrupa'nin sadece güvenlik ve ekonomik ortagi olmalidir!" Sarkozy, Türkiye'yi açikça kendisine rakip olarak görmektedir. Simdiki degilse de gelecekteki Türkiye'den çok korkmaktadir. BM tahminlerine göre Türkiye, 2050 yillarinda 100 milyonluk bir ülke olacaktir. AB'nin 82 milyon nüfusla su anki en kalabalik ülkesi Almanya ise 70 milyona gerileyecektir. O tarihlerde, AB'nin en nüfuslu ülkesi olmasi beklenen Ingiltere bile 77 milyon civarinda seyredecek, Fransa ise bu rakamin çok altinda kalacaktir. Nüfus oranina göre belirlenmis AB Bakanlar Konseyi'ndeki oylamalarda, yine sandalye sayisi nüfus oranina göre dagitilmis Avrupa Parlamentosu'ndaki kararlarda, Türkiye yakin zamanda en belirleyici ülke olacaktir. Sarkozy, bu yüzden de, büyük ekseriyeti Türkiye'ye hâlâ sicak bakan AB ülkelerinin baska korkulari üzerine oynamaktadir.
Türkiye, hizli bir ekonomik gelisme sürecinden geçse de, kisi basina millî geliri hâlâ AB ortalamasinin ancak üçte biridir. Türkiye toplumunun hâlâ % 26'si tarimla ugrasmaktadir. AB ile Türkiye arasindaki gelir farki, Güneydogu'da 15 kata kadar çikmaktadir. Sarkozy, diger üyelere Türkiye'nin AB fonlarini yillarca emecegi ve ayak bagi olacagi mesajini vermektedir. Almanya'nin da büyük çekinceleri vardir, ama 2005'te Türkiye'ye verilen üyelik sözünden caymayi kendine yedirememektedir. O yüzden bu iki muhalif ülke, Türkiye'nin dogusundaki problemlere bel baglamaktadir. AB su an ABD'den sonra dünyanin en güçlü ikinci ekonomik ve "siyasal" birligidir; birincilik de bir adim ötesindedir. Türkiye'nin bu hazir birlige girme, direksiyonuna geçme ve küresel bir güç olma hayaline en büyük engel kendisi ve dogusudur. Evet, 4 Mayis, Türkiye'nin 11 Eylül'üdür; ancak "bilgelerimiz" tarihi iskalamazsa, yikildigi degil, insallah 44 sehitle dogudan kanatlandigi gün olacaktir.
PROF.IHSAN ISIK
Amerikan Türk Ticaret Odasi (ATCOM) Baskani
Dünya Türk Is Konseyi Amerika Bölge Komitesi Üyesi & Rowan Üniversitesi Ögretim Üyesi 