
Son günlerde ilginç bir tartisma yasiyoruz. Merkez Bankasi Istanbul'a mi tasinsin, Ankara'da mi kalsin? Daha önce diger konularda oldugu gibi, bu tartisma da, bilimsel ve ekonomik olmak yerine, daha çok siyasal ve magazinsel alanda yapiliyor.
TOKI Baskani Erdogan Bayraktar, "Hükümet, Merkez Bankasi'nin Istanbul'a tasinmasi konusunu, bilimsel olarak arastirdi, sordu-sorusturdu." diyor, ama bu arastirmanin bulgulari ve önerileri henüz kamuya mal olmus degil. Tartismanin altyapisi bilimsel çerçeveye tasinmadigi için, her türlü spekülasyona açik hale geliyor. Basit ama önemli bir ekonomik karar, tehlikeli bir sekilde, rejim tartismasina kadar götürülüyor ve tekrar kiliçlar kinindan çikiyor. Ben de olayin magazinsel havasini bozmayarak "Merkez Bankasi Sivas'a tasinsin" diyorum; ama benim, aslen Sivasli olmam disinda, birtakim ekonomik ve sosyal gerekçelerim de var.
Ilk önce tartismanin kaynagini bir hatirlayalim. Geçen sene ekonomiden sorumlu Devlet Bakani Ali Babacan, aldiklari yeni bir kararla, Merkez Bankasi idari merkezinin de Istanbul'a tasinacagini belirtmisti. Babacan, bunun gerekçesini "Bugün bazi gelismis ülkelerde merkez bankalari baskentten degil, o ülkenin finans merkezinden yönetiliyor." sözleriyle açiklamisti. Buna karsilik, Merkez Bankasi'nin Ankara'da kalmasini isteyenler ise, Merkez Bankasi'nin yeri ile finans merkezi olma arasinda bir nedensellik iliskisi olmadigini öne sürüyorlar. Bu iddialarini desteklemek için de, merkez bankalari ülkenin finans merkezi yerine baskentlerinde bulunan ülkeleri (mesela; ABD, Isviçre, Italya, Brezilya ve Çin'i) örnek veriyorlar. Bunun disinda, tasinmaya karsi ortada gezen, Merkez Bankasi personelinin tasinma sorunlari, Istanbul'da emisyon bankacilarinin yoklugu, ülkenin serveti olan ve 120 tonu bulan altin rezervlerini tasima güçlügü, yeni binanin Istanbul'da nerede olacagi ve mimarî gereksinimleri gibi gerekçelerin, ikincil planda oldugunu ve alinan kararin icra maliyeti oldugunu düsünüyorum. Mühim olan, her proje analizinde oldugu gibi, bu kararla elde edilecek toplam faydanin, toplam maliyetten fazla olup olmadigidir.
Amerikan Merkez Bankasi'nin kurulusu
Ikinci olarak da temel hedefi hatirlayalim ve tartismayi dogru yerden baslatalim. Kamu bankalarinin, finans üst kurullarinin ve Merkez Bankasi'nin Istanbul'a tasinmasiyla esas amaçlanan, Istanbul'un degil, Türkiye'nin bölgesinde finans merkezi haline gelmesidir. Istanbul burada Türkiye'nin bölgesinde agirligini artirmasi için bir araç olarak düsünülüyor; amaç degil. Istanbul, ülkenin is merkezi olmasindan, finans kurumlarinin çogunu halihazirda içinde barindirmasindan, uluslararasi cazibesinden ve altyapi olarak müsait olmasindan dolayi, bu hedefe ulasmada en ideal sehir olarak görülüyor. Ben bu tasinma sürecini böyle algiliyorum. Eger bu kararla Istanbul milliyetçiligi yapiliyorsa, bu Basbakan Erdogan'in, uzun zamandir dillendirdigi, "her türlü irkçiliga; bölgesel, etnik, dinî ve sermayesel ayrimciliga karsiyiz" temel söylemine aykiri düser. Ayrica, bu tür bir davranis, ATO Baskani Sinan Aygün'ün sarf ettigi "Ellerine ne geçse Istanbul'a tasiyorlar. Keske Sayin Erdogan, Ankara'da belediye baskanligi yapsaydi. O zaman Ankara'ya deniz bile gelirdi." gibi uç söylemlere açik kapi birakir ve ülkenin birlik ve beraberligini zedeler.
Aslinda bu bölgesel milliyetçilik tartismalari sadece bize özgü degil. Amerika bunun en siddetlisini Merkez Bankasi üzerinden ta 1800'lerde yasamis ve sonunda her kesimi tatmin edecek ideal bir çözüm bulmustur. Amerikan tecrübesi bizim tartismamiza da belki isik tutabilir. Amerikan halki, oldum olasi merkeziyetçilige kuskuyla bakmistir; özellikle de parasal konularda. Merkezî güce karsi kaygi, Amerikan anayasasina yerlestirilen denge ve denetim mekanizmalarindan ve eyaletlerin haklarinin korunmasini saglayan maddelerden de açikça anlasilabilir. Amerikan halki, cebini ve ekonomik gelecegini direkt etkileyebilecek finansal kurumlara da hep kuskuyla bakmistir. Bankalarin çok güçlü, kendisinin çok zayif olmasindan hep korka gelmistir. Bu anlamda, mâli hayatiyla ilgili önemli kararlarin bir merkezden alinmasina da hiç sicak bakmamistir. Bu yüzden, 1811'de ve 1836'da -yeterli halk destegi olmadigindan- ilk iki Amerikan merkez bankasi denemesi hüsranla sonuçlanmis ve 1913'e kadar da Amerika, merkez bankasiz yasamistir. 1907'de patlak veren bir finansal kriz, birçok bankanin batmasina ve beraberinde birçok masum insanin magdur olmasina neden olmustur. Buna binaen, dönemin politikacilari, artik bankalari denetleyecek ve bu kurumlar dara düstüklerinde yardim eli uzatacak, federal hükümetin gelir tahsiline ve finansmanina yardimci olacak, dolarin degerini muhafaza edecek bir merkez kuruma ihtiyaç olduguna kesin kanaat getirmistir.
Amerikan merkez bankasi FED'in 1913'teki kuruculari, daha önceki iki basarisiz merkez bankasi denemesini de göz önüne alarak, yeterli halk desteginin saglanmasi konusunda çok titizlik göstermistir. Bunu gerçeklestirmek için de, adem-i merkeziyetçi bir yöntem izlemisler ve gücün dengeli olarak kamu ve özel sektör arasinda paylasilmasini saglamislardir. Bunun için, tek bir merkez bankasi yerine, bütün ülkeye dagilmis 12 merkez bankasi kurmuslardir. Bunda amaç, ülke içerisinde her bölgenin para politikasi kararlarinda adil olarak temsil edilmesidir. Kurucular ayrica, baskent Washington'da, bölgesel merkez bankalarinin koordinasyonunu saglayacak ve federal hükümetle iliskileri yürütecek 7 kisiden olusan bir yönetim kurulu olusturmuslardir. Yönetim kurulu üyeleri, baskan tarafindan 14 yilligina atansa da, bölgelerin esit temsilini saglamak için, ayri ayri bölgelerden gelmek zorundadir. Bu yedi kisiden birisi merkez bankasi baskani olarak, dört yilligina baskan tarafindan seçilir. FED baskani, baskentte bulunur ve Amerikan baskanina ekonomik konularda danismanlik yapar, senatoya aralikli bizatihi rapor sunar ve merkez bankasi adina medyaya açiklama yapar. Kamu ve özel sektör arasindaki dengeleri saglamak için baska ek önlemler de alinmistir. Mesela, üye bankalar, bölgelerindeki merkez bankasinin hissedaridir ve hisselerine karsilik sabit % 6 kâr payi almaktadirlar. Ayrica, bölgesel merkez bankalarini denetleyen, 9 kisilik yönetim kurulu üyelerinin 6'si da o bölgede yasayan bankacilardan ve is dünyasindan (sanayi, sendika, tarim ve perakende) üye bankalarca seçilmektedir. Üç üye de, kamuyu temsilen Washington'daki ana merkezden tayin edilmektedir. Hep beraber, bu 9 üye de bölgesel merkez bankasinin baskanini seçmektedir. Merkez bankasinin can damari para politikasi kurulunun, 12 üyesinden 5'i de dönüsümlü olarak bölgesel merkez bankalarindan gelmektedir. Son olarak, her bölgesel merkez bankasi, bünyesinde o bölgenin ekonomik kaygilarini ve beklentilerini kendisine iletecek -o yörenin ileri gelenlerinden olusan- bir danisma kurulu bulundurur.
Kendine özgü yapisiyla Amerikan Merkez Bankasi, yillarca en basarili ve en bagimsiz merkez bankalari arasinda yer almistir. Akademik arastirmalar bir ülkenin ekonomik olarak gelismesiyle finansal sisteminin güçlü olmasi arasinda yakin iliskiler bulmuslardir. Amerikan Merkez Bankasi'nin ABD'nin ekonomik basarisinda büyük bir payi oldugu kuskusuzdur. Yoksa, uluslararasi çevrelerde, FED baskanlari, yeryüzünde Amerikan baskanindan sonra, en güçlü insan unvanini almazdi. Merkez bankasinin organizasyon yapisi, halkla olan iç içeligi ve bölgesel ekonomileri yakindan takip etmesi, pek tabii ki hem kendi basarisinda hem de ülkenin basarisinda önemli rol oynamistir. 1999'da Euro'nun kabulüyle, yeni hayata geçen Avrupa Merkez Bankasi (AMB) da basarili Amerikan Merkez Bankasi sistemini aynen kopya etmistir. AMB, Frankfurt'u yönetim merkezi olarak seçmis ve 15 üye ülkenin ulusal merkez bankalari da Amerika'nin bölgesel merkez bankalarinin islevlerini üstlenmistir.
Amerika-Türkiye kiyaslamasi ne kadar dogru?
Türkiye Merkez Bankasi'nin Ankara'da kalmasini savunanlar, ABD'yi örnek göstermektedirler. Finans merkezinin New York oldugunu; ama FED'in baskent Washington'da kurulu oldugunu belirtmekteler. Halbuki Amerikan Merkez Bankasi FED, ne finans merkezi New York'ta ne de baskent Washington'dadir. FED, ülkenin her yerindedir. Gökdelenlerin gökyüzünü süsledigi New York'ta ve Chicago'da da tam teskilat Merkez Bankasi vardir, bahçelerinde ineklerin yayildigi St. Louis ve Kansas City'de de. Washington merkezi, hükümetle iliskileri yürütmekte, ana kararlarin her bölgeden temsilcilerin katilimiyla etkin sekilde alinmasini saglamakta ve uluslararasi mâli görüsmelerde ülkeyi temsil etmektedir. Her bölgesel banka ise para basmakta, çek islemlerini düzenlemekte, bölgesindeki bankalari denetlemekte, yöresel ekonomiyle FED arasinda köprü olusturmakta, bölgesel ekonomi hakkinda veri toplamakta ve arastirma yapmaktadir. Bu sistem, merkezî bir otorite olan FED'in yöresel ekonomiyi ve insanlarin para politikalarini her zaman göz önünde bulundurmasina yaramaktadir. Böyle olmasaydi, FED halk arasinda daha az popüler olur ve islevlerini daha zor yerine getirirdi.
Dünya hizla degisiyor. Berlin Duvari'nin 1989'da çökmesiyle Bati ile Dogu arasindaki görüs engeli de kalkti. Artik yokusu ve duvari olmayan düz bir dünyada yasiyoruz. Sirketler, ticari mallar ve insanlar devamli seyir halindeler. Üretim dinamikleri de çok degisti. Önceden, bir fabrika mümkün oldugunca pazara en yakin yerde kurulurdu. Bugün dünyanin ana tüketicisi Amerika, ana üreticisi ise Çin'dir. Demek ki, üretim ile tüketim yerleri uzak olabiliyor.
Bir ülkenin gelismesi için üç sart öne sürülmektedir: Iyi bir fizikî altyapi, dogru egitim ve dogru yönetim. Amerika, bütün ülkeyi 4 seritli-6 seritli otobanlarla, havaalanlariyla, demiryollariyla ve limanlariyla birbirine baglamistir. Sehirde oturmayla köyde oturma arasinda bir fark kalmamistir. Bu yüzden, Amerika'nin dünya çapinda en meshur üniversiteleri köy gibi yerlerde olabilmektedir. Hatta iç kesimler gelissin diye, eyalet baskentleri olarak hep küçük kasabalar seçilmistir. Devasa finans sirketleri maliyet ucuz oldugundan evrak islerini, yazismalarini ve kart dagitimlarini hep ücra bölgelerden yapmaktadir. Merkez bankalari bütün ülkeye yayilmistir ve demokratik bir yapiya sahiptir. Amerikan Merkez Bankasi sisteminde, New York Istanbul'a tekabül etmekte, Washington ise Ankara'ya. 12 merkez bankasi arasinda, New York'un FED sisteminde özel bir yeri vardir. New York Merkez Bankasi, para ve döviz politikasini icra etmekte, en büyük bankalari denetlemekte ve piyasalar orada oldugu için FED'e kritik bilgi kaynagi sunmaktadir. Bunun yaninda, Washington'daki ana merkez de para politikasi kararlarini almakta ve resmi temsili saglamaktadir.
Bu çerçevede, Türkiye'de de Merkez Bankasi fonksiyonlari Istanbul, Ankara ve diger sehirler tarafindan paylasilabilir. Merkez Bankasi'nin ülke sathinda subeleri olsa da bunlarin çok sinirli görevleri var. Bu subelerin bazilari, birer yerel müstakil merkez bankasina dönüstürülebilir. Böylece, para politikasinda her bölge temsil edilir, hem de tüm yurt ekonomik olarak taranir. Istanbul, finans merkezi oldugundan, icraya yönelik fonksiyonlar orada gerçeklestirilir. Bu devirde, mekanin pek önemi olmadigi için, Ankara merkez ise daha küçük bir yapiyla koordinasyon ve karar merkezi olur, en büyük müsterisi olan Maliye ve Hazine'yle iliskileri yürütür ve hükümete danismanlik islemlerini daha efektif yerine getirebilir. Diger sehirlerde olusturulacak yerel merkez bankalari da, bölge ekonomilerini daha yakindan takip edebilir, sinirli merkez bankasi islemlerini yerine getirir ve yerel is dünyasi ile yakindan çalisir ve ana merkeze çok iyi bilgi kaynagi olur. Ayrica, yerel merkez bankalari o bölgenin ekonomik ve kültürel gelismesine de çok fayda saglar. Unutmayalim ki, Ankara 1920'lerde küçük bir "köydü"; hükümet ve üniversite merkezi olmasiyla simdi en büyük metropollerden birisi oldu. Her sehir için optimum bir büyüklük vardir; Istanbul ve Ankara da bunu çoktan geçmistir. Devlet, düzlesen dünyada ve ülkemizde kurumlarini yavas yavas Anadolu'ya yayarak bölgesel gelismeye katki saglayabilir. Yeterli gelisme olunca, özel sektör de takip eder. Istanbul-Ankara kavgasinda Sivas tarafsiz bir bölgedir; ayrica hem ne "Rize"'dir hem ne "Kayseri". Sivasliyim ama israrci degilim. Merkez Bankasi tamamen veya kismen Sivas'a tasinmiyorsa, Giresun'a da tasinabilir. Yalniz nerede olursa olsun, önemli olan Merkez Bankasi'ndan bekledigimiz esas görev göz ardi edilmesin: Dogusuyla batisiyla güzel insanimiza as ve is bulacak ekonomik bir ortam saglamak ve terleriyle biriktirdikleri helal paralarinin degerini muhafaza etmek.
Çin'e bugün dünyayi selam durduran ekonomik mucizesinin mimari eski Çin devlet baskani Deng Xiaoping'in 1970'lerde dedigi gibi: "Refaha ulasmak esas zaferdir. Beyaz kedi siyah kedi, önemli olan fareyi yakalayip yakalamadigidir." Gerisi sanki laf ü güzaf.
PROF.IHSAN ISIK
Amerikan Türk Ticaret Odasi (ATCOM) Baskani
Dünya Türk Is Konseyi Amerika Bölge Komitesi Üyesi & Rowan Üniversitesi Ögretim Üyesi 