Misir’daki 30 yillik baski iktidari 18 gunluk genclik direnisine sonunda boyun egdi. Kendisini “Misir’in babasi” olarak goren 82 yasindaki Mubarek,“cocuklarindan” bu direnisi hic beklemiyor, koruyucu kanatlarini onlarin selameti icin uzerlerinden cekmeyi asla dusunmuyordu.
Mubarek’in halkina bu asiri duskunlugu, Kahire’den Washington’a politik latife konusu olmustu: Rivayete gore, vakit gelip Mubarek olum dosegine dusunce, yaveri yanina gelir ve sorar “Muhterem Reis, halkiniza bir veda konusmasi yapmayacak misiniz?” Mubarek gozlerini acar ve telasla “Ne oldu? Ne var? Halk nere gidiyor ki?” der.
Mubarek bir yere gitmese de, Misir halki onsuz bir yuruyuse karar verdi. Artik kendi kaderini kendi eline aldi. Mubarek tarihin tozlu sayfalarinda kalirken, Misir simdi yeni bir gelecege dogru ilerliyor. Bir cok siyasi otoriteye gore, Misir’in demokrasi ve refah yolculugu cok onceleri baslayabilirdi. 1980’lerdeki kuresel demokratiklesme ruzgârlarindan Misir’i alikoyan engel “diplomatik petroldur”. Ilkonce, soguk savas doneminde Moskova ve Washington’un Misir’i kazanmak icin dis yardim yarislari, petrol zengini korfez ulkelerinin ve Misir’li gurbetcilerin yatirimlari ve nihayet 1980-90’larda Misir’in kendi dogal gaz ve petrolunu kesfi halkin direnisini geciktirdi. Misir petrol ve dogal gaz buldugunda, halk yerden nimet fiskirdigini zannetmisti, lakin bu zenginlik bir turlu nimet olup uzerlerine yagmadi. Aksine, yerden fiskiran kara fosil, zamanla Misir halkinin kara bahti oldu…
Bir cok bilimsel arastirmaya gore, ulkeler zenginlestikce, yonetimler demokratiklesmektedir. Ancak bu surecin bir istisnasi var. Eger milli zenginlik cogunlukla petrol, dogal gaz, elmas, altin, bakir gibi dogal kaynaklara dayaliysa, o ulkede demokratiklesme surecinin yavasladigi veya tamamen durdugu belirlenmistir. Son yapilan calismalar, kaynak zengini ulkelerin (kaynak fakiri ulkelere gore) sadece daha anti-demokratik degil, ekonomik gelisme olarak daha geri ve sivil catismalara daha acik oldugunu bulmustur. Zengin ulke, fakir ve bastirilmis halk tezatina politik ekonomide “bolluk paradoksu”, “kaynak laneti” veya “Hollanda illeti” denmektedir. Bolluk paradoksu, ekseriyetle, hukuk ve demokrasisini yerlestirdikten sona petrole ulasan Norvec, Danimarka, Ingiltere ve ABD gibi gelismis ulkelerden ziyade, henuz bu sureci tamamlamadan ulasan ulkelerde gorulmektedir. 1965-98 arasi petrol zengini OPEC ulkelerinin kisi basina geliri ortalama %1.3 gerilerken, fakir ulkelerinkinin %2.2 artmasi bilimsel bir bulmaca haline gelmistir.
Bazi yeni calismalar, petrol fiyatlari ile demokratiklesme arasinda ters bir oranti bulmustur. Stanford Universitesi ogretim uyesi Lary Diamond’a gore, ihracat gelirlerinin kahir ekseriyetini petrol ve dogal gazdan kazanan 23 ulkenin hic birisi demokrasi degildir. Freedom House’a gore, petrol fiyatlarinin tavan yaptigi 2007 yili, Soguk Savastan bu yana dunyada ozgurluklerin geriledigi en kotu yil olmustur. Ham petrolun fiyati artikca, petrol zengini ulkelerde, konusma hurriyetinin, basin ozgurlugunun, serbest ve adil secimlerin, orgutlenme ozgurlugunun, hukumet seffafliginin, yargi bagimsizliginin, kanun duzeninin, bagimsiz parti ve STK olusturmanin yara aldigi gorulmustur. Aksine, petrol fiyatlari dustukce, ozgurluk gostergelerinin onemli olcude duzeldigi gozlemlenmistir.
Bugun Ortadogu’da demokrasiye en yakin ulke bir damla petrolu olmayan Lubnan’dir. Yine, Korfez Ulkeleri arasinda, ilk defa serbest ve adil secimler duzenleyen, kadinlara secme ve secilme hakki taniyan ulke, petrolu en erken bitecegi tespit edilen Bahreyn’dir. Bahreyn ekonomisinin petrole bagimliligini azaltmak ve halkin is verimliligini artirmak icin disardan uzmanlar tutmus, egitim sistemini yenilemis, meslek okullari acmis, ogretmenlerini yeniden yapilandirmis, hantal KIT’lerini elden cikarmis, disardan teknoloji ve uretim yatirimlarini ozendirmistir. Ancak, 1998’de Bahreyn ilk yolsuzluk tartismalarini ve yasal reformlarini baslatirken petrolun varil basina fiyati sadece $15 dolardir. 2007’de petrol fiyatlari $150 dolari gorunce, reformlar hiz kesmeye baslamis, ulke yonetimi sloganini “milli zaruretten”, “milli emele” donusturmustur. Nijerya petrolden son 30 yilda ceyrek trilyon dolarin uzerinde para kazanmistir. Butun bu zenginlige ragmen, Nijerya’nin kisi basina milli geliri ayni sure icinde %15 azalmis, asiri fakirlik icerisinde yasayan insanlarinin sayisi 19 milyondan 84 milyona yukselmistir. Benzer sekilde, Latin Amerika’nin en petrol zengini ulkesi Venezuella’da halkin ucte ikisi fakirlik icinde yuzmektedir.
Dunyanin en buyuk petrol rezervlerine ve ihracatina sahip ulkesi Sudi Arabistan’dir. Butce gelirlerinin %90’dan fazlasini ve ihracat gelirlerinin yaklasik %75’ini petrol olusturur. Ancak, bu ulkede zenginlik adil paylasilmamaktadir. Sudi Arabistan’da, 1980-2000 yillari arasinda gelir dagili kotulesmis, halkin ortalama geliri neredeyse yari yariya dusmustur. Bir zamanlarin iki super devletinden biri olan Rusya, bilimde ve teknikteki basarilarini unutmus, milli gelirinin %70’inden fazlasini kuyularindan cikardigi madenlerle kazanan bir miras yedi olmustur. Tabi kaynak zenginligi, tabi ki paylasim kavgalarini da beraberinde getirmektedir. Kanin kopek baliklarini cektigi gibi, tabi zenginlikler de haramilerin istahini kabartmakta ve sivil savaslara neden olmaktadir. 1990’larda Sierra Lione’de “kan elmaslari” uzerine cikan catismalarda 75 bin kisi olmus, 20 bin kisi koturum kalmis, 2 milyon insan yerinden yurdunda olmus, on binlerce cocuk psikolojik travma gormustur.
Anlasilan, petrol ve diger madenler sahiplerine pek saadet getirmiyor. Kaynak zengini ulkelerin esrafindan yukselen bazi tespitler bu tezleri dogrular gibi: “Sayet petrolumuz olmasaydi, Japonya gibi bir ulke olabilirdik” [Iran’li Bir Gazeteci]. “Basta kendimizi suclamaliyiz. icinde bulundugumuz bu sefalet agzimizda altin kasikla dogmamizin bir lanetidir” [Kenneth Kaunda, Zambiya Devlet Baskani]. “Nijerya’nin petrolu olmasaydi, politik denklem bambaska olurdu. O zaman petrolden kolay para gelmez, ekonomimizin cesitlenmesi, ozel tesebbus ve halkimizin yaraticiligi onem kazanirdi [Clement Nwanko, Nijerya Insan Haklari Enstitusu]. “Petrol seytanin pisligidir. Bundan 10 yil, belki de 20 yil sonra, goreceksiniz, petrol bizi mahvedecek” [Juan Pablo Pérez Alfonzo, OPEC’in Kurucusu, Venezuella’li Politikaci]. “Keske (petrol yerine) suyu kesfetseydik” [Seyh Ahmed Yamani, Sudi Arabistan Petrol Bakani].
Peki kaynak zengini ulkelerin ekonomik gelismeleri neden yavas? Bir kere zenginlik yerden fiskirdigi ve kolay kazanildigi icin kolay carcur edilebililiyor. OPEC ulkelerinin gelirlerinin salt petrole dayanmasi, bu ekonomileri siglastirmakta, fiyat dalgalanmalarina maruz birakmakta ve mali yonetimlerini guclestirmektedir. Ayrica, hukukun ustunlugunun henuz yerlesmedigi ve bolgesel ve etnik farkliliklarin derin oldugu bu ulkelerde tabi kaynaklarin bolusumu pek tabi “yorgan kavgasi” cikarmakta, guclu olanin kaynaklari gaspetmesine yol acmaktadir. Siddetli “yorgan kavgalari” zamanla sosyal ve ekonomik dokuyu zedelemekte, milli servetin kavga gurultu arasinda buharlasmasina neden olmaktadir. FT’ye gore, devrik Mubarek’in bati bankalarinda 70 milyar dolar serveti vardir. Yakinlarda BAE adli Ingiliz silah firmasinin 80 milyar dolarlik savas ucagi siparisi esnasinda Sudi yetkiliere odedigi rusvet tam 2 milyar dolardir.
Ayrica, bu ulkelerin dogal zenginlikleri, dis mudahaleleri artirarak ic catismalari derinlestirmektedir. Dahasi, kaynak zengini ulkeler “Hollanda illeti” adinda bir rahatsizliga maruzdur. Hollanda 1960’li yillarda Kuzey Denizinde zengin petrol ve dogal gaz yataklari bulunca, tabi kaynak patlamasi ve iharacati birden bire bu ulkeye doviz akintisina sebep olur. Bunun sonucu Hollanda’nin parasi gulden asiri degerlenir. Guclu gulden, Hollanda’nin sanayi mallarini yabancilara pahali, yabancilarin sanayi mallarini Hollanda’lilara ucuz hale getirir. Ihracat dip, ithalat tavan yapar. Ayrica, sanayiden petrol endustrisine buyuk yetenek ve sermaye kayisi baslar. Cok gecmeden, Hollanda’nin sanayisi cokmeye ve ekonomisi kuculmeye baslar. Petrol Hollanda’nin illeti olmustur. Kaynak zengini ulkelerin bir diger sorunu da, yuksek fiyatlara guvenip asiri borclanmalari, sonra da sikinti cekmeleridir. Hollanda illetine ve fiyat dalgalanmalarina karsi bir onlem, bu ulkelerin “istikrar fonlari” olusturmalari, iyi gunlerde tasarruf edip kotu gunlerde harcamalaridir. Ayrica, bir diger care, butce giderlerini ulke ici gelirlerle karsilamak, dogal kaynak gelirlerleriyle de dis yatirim yapmaktir.
Peki petrol zengini ulkeler neden anti-demokratiktir? Prof. Michael Ross bu konuyu arastirdiginda, petrolun gercekten demokrasiyi engelledigini, ancak bunun Ortadogu ulkelerine has olmadigini, diger kaynak zengini ulkelerin de ayni sorunlara muhatap oldugunu bulmustur. Ross’a gore kaynak-demokrasi zitliginin nedenlerinden birisi petrol zengini ulkelerin genellikle vatandas ve sirketlerinden ya hic ya da cok dusuk vergi almalaridir. Tarihte Amerikalilarin Ingilizlere “temsil hakki yoksa, vergi de yok” diye isyan ettigi dusunulurse, halkindan vergi almayan petrol zengini ulkeler halklarina “vergi yok, temsil de yok” demektedir. Devletine vergi vermeyen halk, hesap soramamakta; gelirlerini vergilerden degil de petrolden kazanan devlet de, halkin isteklerine kayitsiz kalmaktadir. Dahasi, yuksek petrol gelirleri arpalik olup, taraftarlari beslemekte, muhalifleri susturmakta ve demokratik baskilari dizginlemektedir. Ayrica, zengin kaynaklar, devletin tum sivil guruplari kontrol etmesine yaramakta, rejim karsiti sivil orgutlenmelerin olusmasini zorlastirmaktadir. Bir diger etken de, petrol kaynaklariyla yonetimlerin buyuk bir polis, istihbarat ve ordu teskilati kurarak muhaliflerine goz actirmamaladir. Son olarak, petrol zenginliginin, sehirlesme, uzmanlasma ve yuksek egitim baskilarini ulkenin uzerinden kaldirmasi ve rehavete neden olmasidir.
Bolluk paradoksu, bana ulkemizde yillardir seslendirilen “Turkiye’nin yer altinin zengin madenlerle kaynadigi ama dis guclerin bunlarin cikarilmasini engelledigi” veya “petrolumuz veya altinimiz olsaydi, simdi refah icinde yuzuyorduk” iddialarini hatirlatiyor. Belki de Turkiye olarak en buyuk sansimiz, yerin altindan “piyango” cikmamasi ve alin ve beyin teriyle hayatimizi kazanmayi ogrenmemizdir. Yoksa, kaynak fakiri Turkiye, bugun neden dunyaca komsularina ornek gostersin? Artik maden devrinde degil, bilgi caginda yasiyoruz. Churchill’in 1943’deki “gelecegin imparatorluklari, beyin imparatorluklari olacak” kehaneti paradoksu cozuyor. Bugun beyin urunleri dunyanin tepe firmalarinin %70 degerine ulasmistir. Bir delikanlinin kurdugu 500 milyon musterili Facebook’a paha bicilemiyor. Yuze yakin ulkeden daha zengin Microsoft’un kurucusu Bill Gates bir petrol seyhi degil, bir beyin iscisidir. Anlasilan, bu cagda, bir ulkenin en buyuk serveti yer altindaki taslari degil, yer ustundeki baslaridir!
Prof. Dr. Ihsan Isik,
Rowan Universitesi ve Amerikan Turk Ticaret Odasi (ATCOM)
