
Bu röportaj Genç Yaklasim Dergisi muhabiri Meryem Tortuk tarafindan ATCOM Baskani Prof. Ihsan isik Merkez Bankasindaki ofisinde küresel krizin çikisindan hemen sonra gerçeklestirilmistir. Söylesi küresel krizin arkasindaki temel dinamikleri tartismaktadir.
Krizi ortaya çikaran etkenler neler?
Olayin hacmi çok büyük. Brothers’in battigindan bahsettik. 600 küsur milyar dolar batirarak gitti. Bir Türkiye ekonomisinin boyutunda. Onun disinda trilyonlarca servet kaybi var. Bu olay banka sektöründe oluyor.
Ekonominin yüzlerce sektöründen birisinde yani. Ama bunu söyle düsünmek lazim. Bir kasabanin bir mahallesinde bir olay oluyor, ama su an bütün kasabaya yayiliyor. Olay bu sekilde olunca, hasar da çok büyük. Hatta olay sarmal bir sekilde gidiyor. Bütün ülkeye yayilma seklinde. Hatta o ülkenin komsularina da yayilma tehlikesi var. Bu olay Amerika’da oluyor. Yavas yavas bütün ekonomiye sirayet etme tehlikesinde ve diger ülkelere siçrama egiliminde. Bu yüzden krizden bahsederken küresel kriz diyoruz.
Bunun suçlulari ya da sorumlulari kimler?
Simdi küresel kriz deyince suçlu bulmak biraz zor. Hani etkenlerini, nedenlerini soruyorsun ya? Ben bu konuda çok fikir degistirdim. Bana bunu Agustos 2007’de sordular. Ben o zamanlar hep bankalari suçluyordum. Ilk suçladigim seyler bankalar oldu. Hani demek istedigim bunun tek bir suçlusu, tek bir amili yok. Toplu bir akil tutulmasi var. Veya toplu bir cinayet mi var diyelim?
Nasil?
Bankalar bir yerde bu suça itildi. Bir çok yönden itildi. Birincisi su; 1980 lere kadar bankalar devletin bir çocugu gibiydi. 1929’daki o büyük ekonomik buhranda on binlerce banka batti. Ama o zaman merkez bankasi yoktu. Böyle müdahaleler yapacak. O bankalarla beraber bir sürü masum insanlar zarar gördü.
Kimler mesela?
Elli senedir, otuz senedir emekliligi için para biriktiren insanlarin birden tasarrufu o bankalarla beraber batti. Masum insanlarin, mesela çocugunu okutmak için para biriktiren insanlarin paralari gitti. Haa böyle olunca dediler ki, bankalar çok önemli. Bankalar batinca sadece kodaman adamlar batmiyor, onlarla beraber orada parasini tutan masum insanlarin da parasi batiyor. Normal bir ekonomide paranin emniyet yeri bankadir. Orasi tutar. O zaman dediler ki, bunlari biz korumali ve himayemize almaliyiz ki, bunlarin batmamasi lazim. Kimin batmama olasiligi daha fazladir? Devamli kar eden bir kurumun mu? Devamli zarar eden bir kurumun mu veya zarar etme ihtimali yüksek olan bir kurumun mu? Bunlari ne yaptilar? Karli bir isletme yaptilar. Bunlarin halktan topladigi mevduatlara faizi yasakladilar. Vadesiz mevduata bankalar faiz veremez. O zaman ortalikta sadece bankalar var. Baska hiçbir sey yok. Baska oyuncu yok. Herkes bankalara mecbur. Banka faiz vermiyor diye baska bir kuruma gidemiyorsun. Bunlar vadesiz mevduat. Hani çek yazmak için, parani her an çekebilecegin aktif seyler. Bankalarin kaynaklarinin %60’i bu sekildeydi. %60 bankalara maliyetsiz kaynak veriyorsun. Sifir maliyetli kaynak veriyorsun, o da gidiyor kredi veriyor %6’dan %7’ den güllük gülistanlik. Merkez bankasi bankalarin babasi oldu. Probleme düstügü zaman, paraya mi sikistin, baba düsün, bunlar da çocuk. Baba hemen cebinden veriyor.
Ortam gayet güzel gidiyor, peki sonra ne degisti?
Ama 80’den sonra liberallesmeye döndü bütün dünya. Ha ondan sonra bankalar çok karli olunca, hani derler ya “Kan köpek baligini çeker.” Kar baskalarini bu sektöre çekti. 80’lerden sonra bankaciligi sadece bankalara birakmadilar. Baska kurumlarin da bu ise girmesine izin verdiler. Ondan sonra faizi serbestlestirdiler. Ardindan alternatif kurumlar, piyasalar gelismeye basladi. Bankalarin yavas yavas karliliklari azalmaya basladi.
Yani bankacilik sektörü de özellesmeye basladi
Ben sunu söylüyorum, su an Amerika’da bankacilik yapmayan hiçbir kurum yok. Sirketler de bankacilik yapiyor. Yani normal buzdolabi satan, normal bilgisayar satan sirketler. Ne yapiyorlar? Müsterileri aldigi ürünleri finanse ediyorlar. Onu bankaya kaptirtmiyor. Herkes, mesela Türkiye için söyleyecek olursak, Koçtas kendi kredi kartini veriyor. Bunu yapmaya basladilar. Ondan sonra baska rakip kurumlar çikmaya basladi. Bir de piyasalar gelismeye basladi. Simdi banka faiz veremedigi için mesela, e burada para kazanamiyor. Millet parasini bankadan çekip. Alternatif ürünlere yatirmaya basladi. Para piyasalari, yatirim fonlari çikti, onlara yatirmaya basladi. Ha buradan kaynak kaybetmeye basladi bankalar. En kötüsü ne biliyor musun? Piyasalar çok gelisince sen gidip direk piyasadan parani alabiliyorsun. Yani proje finanse edeceksin, paraya ihtiyacin var, kaynaga ihtiyacin var. Sirketler piyasalari kullanmaya basladi. Herkese açik degil o piyasalar, ancak en iyi sirketler erisebiliyor. Ne oldu o zaman, bankalarin en iyi müsterisi sirketler bankalarin hal hatirini sormaz olup, direk kendi islerini hallettiler.
Niye?
Çünkü bazi sirketler bankalardan daha büyüktü, daha güçlüydü. Gidip piyasadan kendileri borçlansa daha ucuza borçlaniyorlardi.
Peki bunun sonucunda ne oldu?
Bankalar en iyi müsterilerini kaybettiler. Onun disinda devletlerin artik denk bütçe gütme egilimi artti. Devletler denk bütçe güdünce bankalara ihtiyaç azaldi. Devlet açik bütçe verince, devamli finansman kullanir. Bunu nereden sagliyordu? Bankalardan. Dolayisiyla bankalar en iyi müsterilerini kaybetti. O zaman ne kaldi bankalara? Bankalar bu kez daha önce hiç yüzüne bakmadigi, hatta leblebi çerez dedigi marjinal gruplara yöneldi.
Bunu söyle de düsünmek lazim, teknolojinin çok gelismedigi bir dönemde, senin o kadar insan hakkinda bilgi toparlayabilmen, taniyabilmen çok zor. Hani küçük bir kasaba bankasi olursun da oradaki bütün ahaliyi tanirsin, kime verilir bilirsin. Bütün Amerika’da, 300 milyonluk bir yerde New York’ta, Oragon’da veya Ohio’da bir bankasin, kredi karti vereceksin. Nasil taniyacaksin insanlari? Nereden bilgi toplayacaksin? Önceden her tarafta sube de açamiyordun. Sube açsan da 30 milyon kisiye kredi kartini nasil vereceksin? Ha, bilgisayar çikti mertlik bozuldu. Zaten bilgisayar, bütün bankaya selam verenlerin, kredi karti alanlarin herhangi bir islemi olanlarin bilgilerini hep toparladi. Mesela bir adam kirasini ödeyememis mi? Herhangi bir kaza yapmis mi? Borcunu ödememis mi? Bunlarin bir yere rapor edilmesi gerekiyor. Böyle olunca artik kisilere yönelmeye basladilar. Önceden yüzüne bakmiyorlardi kisilerin. “Bunlarla ugrasacagima, bir sirketle çalismak daha karlidir” diyorlardi. Ama sirketler bunlari terk etmeye baslayinca, hedef kisiler oldu. Ha kisilerden de yine en iyilerine verdiler. Ama su oldu, karlar azalmaya basladikça, müsterilerini kaybetmeye basladikça bunlara daha marjinal gruplar kaldi. Ama vermedigi bir grup yine vardi. En alttakiler. Bunlar baktilar, kredi alip ev alanlar, durumlarini ikiye katladi. E o zaman herkes ev sahibi olmak istedi.
Bankalar tam olarak niye suçlu?
Iste bu insanlara, yani verilmeyecek insanlara da verdiler. Bankalari da bir yerde ben araci olarak görüyorum. Geçmiste devlet ekonomi durgunluga girecek diye tasalandi. özellikle de 11 eylül den sonra. Ayrica 2003’de bir sürü büyük sirket batti. Enron gibi, WORLDCOM gibi, TYCO GIBI... Bunlar batinca halkin harcamamasindan korktular. Çikip seyahat etmemesinden, elbise almamasindan, gezmemesinden, Christmas partisini yapmamasindan ürktüler. Çünkü Amerikan ekonomisinin %70’i tüketime dayali. Bundan korkunca Merkez Bankasi bankalara para enjekte etti. Bankalar da bunu dagittilar. Önceden dagitmadigi insanlara dagittilar. Bankalar devletten habersiz hiçbir sey yapamazlar. devletten isaret aldilar bir yerde. Herkes bu oyuna zevkle katildi. Bir ara Citibank genel müdürü, Chuck Prince söyle dedi, “Herkes dans ederken sen oturamazsin.”
Bankalar oyuna mi geldi yani?
Aslinda olay çok yönlü. Mesela bankalarin üzerinde asiri kar yapma baskisi var. Çünkü hissedarlari hep kar istiyor. Bir de bankalarda saadet zincirinin devam edecegi yanilsamasi oldu. Yani insanlar ikinci evlerini aliyorlar, üçüncü evlerini aliyorlar. Merkez bankasi bir kere ucuz kredi süresini çok uzun tuttu. Muslugu uzun süre açik birakti. Saadet devri ya da lale devri uzun sürdü. Bir partiyi çok uzatirsan sonunda basina bir is gelir.
Su an geldigim noktayi söyleyeyim ben sana. Suçluyu ararken, “Nerede duracagim, sistemin basi kim?” diye düsünürken, Merkez bankasinin basinda bulunan kisi bundan sorumlu gibi geldi bana. Çünkü merkez bankalari artik bagimsiz. Politikacilarin esiri degiller. Ayirdilar artik. Ama yine ne olursa olsun arkada bir devletin telkini var. Merkez bankasi basi suçlu diye düsünmüstüm, ama su an merkez bankasinin basi bana sadrazam gibi geliyor. Padisah kimdi? Bush. Yani su an geldigim nokta itibariyle Amerikan devletinin veya ekonomisinin basindaki insan, icranin basindaki insan su anki yönetim ve su anki yönetimin basinda da kim var? Bush. Bir sürü sikintilara sebep oldu. Bir çok yerde savaslara giristi. Ucu açik olan maceralara giristi. Birden dünyanin çehresi degisti. Orada yaptigi yanlislar gibi, burada da yanlis yapti. 1929 buhranindan sonra, o kasirgadan sonra Naziler iktidara gelme sansi buldu. Dikkat edin büyük bir krizden sonra. Almanya hijack edildi, yani “korsanlarin” eline geçti. Yani biraz iddiali bir sey olacak ama, ben Amerikan yönetiminin ya da devletinin ayni o Nazilerin durumunda oldugu gibi, hijack edildigini düsünüyorum. Bush hükümetinin Amerika’yi yansitmadigini düsünüyorum. Yani marjinal bir grubun Amerika’daki siyasetin bir takim çarpikliklarini kullanarak basa geçtigini düsünüyorum. Irakta bir takim yanlisliklar var, ekonomide de yanlisliklar oldu. Bir balon sisiyor, bu balon patlayacak herkes biliyor, ama simdi patlamasin diye dua ediyor. Hep ileri atma güdüsü. Burada amaç su, ekonomi durmasin, ekonomim yavaslamasin, dünyadaki projemi engellemesin, bu yüzden insanlara ha bire harcayin telkini veriliyor. Bankalari bu is için sevk ettiler. Hani bir yerde insanlar burada kurban oldu. Hatta bankalarin verdigi paralar yetmez, insanlar yine evlerine kapanirlar diye Amerika’daki her aileye hazineden çek gönderdiler. Burada siyasetin ekonomiye etkisi var. Siyasi gücü elinde bulunduran otoritelerin, bürokratik otoritelerin olumsuz bir etkisi var. Halk burada sadece bir edilgen. Halk kredi alsa bile, harcamaz diye evlerine çek gönderiyorlar. Çocuk basina mesela 900 dolar.
Bankalar ve devleti yönetenler suçlu, peki digerleri?
Tamam bir yerde devlet halki buna alet ediyor, ama diger taraftan da halkta demek ki, bu meyil varmis. Finansal cehalet dedigimiz olay! Biri sana nedensiz para veriyor... Yolda sana her para verenden almak zorunda misin? Hatta o parayi kat kat geri verecegini düsünerek, hani hibe edilse anlarim. Hibe etmiyor o parayi. Sen bu parayi su an al, kullan, ama bana faiziyle geri öde. Bir sürü boyutu var. Bunu denetleyenler denetlemedi. Konfüçyüs diyor ki, “Eger bir kral dürüst olursa, tebasi dürüst olmamaya cesaret edebilir mi?”
Yani bizdeki deyimle balik bastan kokar.
Aynen öyle oldu. Yukarisi hani çok ileriyi düsünmeden, simdiyi kurtarmak için isaret verince oldu bütün bunlar. Bütün ekonomi birimleri de bu plana göre oynadi. Yani halkin bu meylini biliyorlar. Tüketime meylini biliyorlar. Üzerinden politika yaptilar. Cehalet sadece halkta degil. Aslinda bu da “bilinçli cehalet”. Halkin tüketime meyilli oldugunu bilmen gerekiyor, bankalarin kar hirsiyla dolu oldugunu bilmen gerekiyor. Hani ben yönetimin de cahil oldugunu düsünüyorum, ama bu “bilgili cahil” gibi. Bu siralar güzel bir cümle duyuyorum ben, tam bunu tarif ediyor, “Simdinin gelecege tahakkümü”. Herkes mutlulugu simdi istiyor. Ilerde bedelini kat be kat ödeyecek olsa bile. Sabirsiz, aceleci, güncel, magazinel bir toplum. Uzun dönemi, sabri, kanaati öne geçirmeyen bir toplum. Bu ‘açgözlülükle’ hizla bütün dünyayi hoyrat bir biçimde yiyip bitiriyoruz. Tüketiyoruz. Kimin hakkini yiyoruz biliyor musun? Çocuklarimizin, torunlarimizin, sonraki nesillerin. Hani sanki, benden sonrasi tufan anlayisi... Insanin tabiati degisti!
Insan nerede kirilma yasadi ki, böyle doymak bilmeyen yönleri daha çok ortaya çikti? Biraz bunu sorgulamak gerekiyor saniyorum. Bir kere hepimizde bir rekabet duygusu var. Insanlar rekabetçi. Hatta denir ki, bizim kültürümüzde, haset güzel degildir, kiskançlik güzel degildir. Ama bazi seyleri kiskanman o kadar zararli degil. Nedir mesela? Ilmi kiskanman. Birisi senden daha fazla biliyorsa, onu kiskan. Ama niye kiskan? Sen de ögrenmek için. Birisi senden daha fazla hayir yapiyorsa onu kiskanabilirsin. Esini kem gözlerden kiskan mesela. Bak kiskançligin ölçülerini de vermis bizim kültürümüz. Kiskanilabilecek seyleri de vermis. Tüketimi vermemis. Ha biz tüketimi kiskanmaya basladik. Nasil biliyor musun? Bir gün kalktik hepimiz kral olmak istedik. Hepimiz sarayda yasamak istedik. Ama bunda bir sürü etken var. Önceden de saraylar vardi. Önceden de krallar varlikli insanlar vardi, ama onlarin hayatlari bu kadar aleni degildi. Saray duvarlarinin konaklarin arkasindaydi. Sadece kulaktan kulaga dolasirdi, ama çok gündemi olmayan bir seydi. E bu medyayla biz her seyi her yere tasidik. Adamlarin sahillerdeki yüzmelerini, satafatini, keyfini, zevkini görmeye basladik.
Biz Anadolu’dan gelen insanlariz. Köylere gidiyorsun mesela, televizyon geldikten sonra bakiyorsun çok sey degismis. Onlar da “kral” gibi olmak istiyor. Onlar gibi köyde olamiyorsun tabi. O yüzden sehre gitmen gerekiyor. Belki okuman gerekiyor. Biz tüketimi çok kiskanmaya basladik....Ben her seyin asiriliginin dogru olmadigini düsünüyorum.
Biz millet olarak hep boyle miydik peki?
Biz çok travma geçirmis bir milletiz. Biz ki biz koskocaman bir imparatorluktuk. Bir sabah bir kalktik Arnavutluk yok, ertesi gün Belgrad yok. Bir sabah kalktik Misir yok, Suriye yok. Bir anda kanadini, kolunu, her seyini kaybedince kötü oluyorsun tabi. O zaman biz kendimizi siddetli sorgulamaya basladik. Biz dedik, “Adam degilmisiz. Bizim degerlerimiz de bir sey degilmis”. Bu tepki normaldir. Bir seyini kaybedince, servet kaybedince, önemli degerlerini kaybedince bir iç muhasebesi yaparsin. O iç muhasebeyi yaparken belki de yanlis yargida bulunduk.
Nasil yanlis yargi?
Dediler ki, bastakiler dindar kisiler. Bastakiler dindar olunca belki bu hale düsmemiz bundandir. Bu sefer ne oldu, biz kültürümüzü, dinimizi, dilimizi onlari da sorguladik, onlari da suçlu ilan ettik. Bir suçlari vardi, bak onu inkâr edemeyiz. Bu degerlerde bir suç olmasa bile, onu uygulayan, onu temsil edenlerdeki suçlar belki o degerlere hamledildi. Ama biz söyle yaptik; mesela herhangi bir sey kirlendigi zaman, eger o bir cevherse, onu alirsin, kirini pasini temizler yine kullanirsin. Biz ise hepsini attik. Çeri çöpüyle beraber iyisini de özünü de attik. Onun yerine bir seyler koymakta da biraz zorlandik. Hani bu kültürü, bu dini attik, ama yerine sifirdan bir sey de getiremedik. Bu degerlerin yerine yeni bir sey getirmekte zorlandik. Insanlara da iyi insan olma modelini verecek güçlü bir alternatifimiz de yoktu. Insanlar ortada derme çatma bir sistemle ortada kaldilar. Yani birazcik dinden aldi, biraz liberalizmden, biraz batidan aldi. Garip bir sey oldu. Pusulasi sasmis yeni bir nesil var ortada.
Tüketimi bu kadar tetikleyen sey ne?
E görüyorsunuz, görünce istiyorsunuz. Rekabet duygumuz ona dogru gidiyor. hatta su da var, öyle bir ekonomik ortamda yasiyoruz ki, sadece faziletliler zengin olmuyor. Hatta faziletliler zengin bile olamiyor. E simdi zengin olan adam model oluyor. O model olan adamda fazilet duygulari pek gelismemis. Bir gecede zengin olunmaz. Zenginlik bir faziletle olmasi lazim. Uzun bir ugras sonrasi olur. Dürüstsünüzdür, isi iyi yapiyorsunuzdur, gece gündüz çalisiyorsunuzdur, insanlarin problemlerini çözüyorsunuzdur, çevrenize, müsterinize çok iyi davraniyorsunuzdur... bunlar sizi zengin yapar. Halbuki daha tam olmadan, iki senede, ya da iki gecede zengin olanlar var. Olmayan ham bir meyveye benziyor bugünkü bir çok zengin. Para bir güçtür. Bir de siz toplumun önüne çikiyorsunuz. O makamin sorumlulugu var. Ayrica degerler de yer degistirdi. Bilenler veya takva sahipleri degil de, sadece para sahibi olanlar önder oldu. O model olan adam da kültürel formasyonunu tam tamamlayamadigindan, estetik degerleri biriktiremediginden baska seyleri ön plana çikartti.
Mesela ne yapti?
Gösterisi ön palan çikartti. Su an mesela büyük bir dünya krizinden bahsediliyor. Herkesin ayagini yorganina göre uzatmasindan bahsediliyor. Geçende Istanbul’da bilmem kaç milyon dolara mal olan bir lüks araba fuari vardi. çok lüks araba satildi o fuarda...
Türkiye bu krizi çok ciddiye almiyor? Kendisinin çok etkilenmeyecegini, gerekli tedbirlerin alindigini dile getiriyor. Gerçekten durum böyle mi?
Türkiye’nin hep bos gündemlerle ugrastigini, disariyi fazla takip etmedigini düsünüyorum. Insanlik olarak öyle bir noktaya gelmisiz ki, sen buradan oturdugun yerden Harvard’daki bir dersi takip edebiliyorsun. Aileler okul kafeteryalarindaki çocuklarinin ne yaptigini evden görebiliyor. Bir senedir bütün dünya ikinci bir deprem bekliyor. Hani krizlerin babasi 1929 krizine, büyük buhran diyoruz. Onu hiç unutmuyoruz. Buna benzer bir sey yasaniyor su siralar dünyada ve sen, “Bana bir sey olmaz” diyorsun. Kriz büyük bir adamin krizi, ama büyük adamin da sorunlari büyük oluyor. Bütün bunlari bilip takip eden birisi içerde böyle seyler yapmaz, yapamaz.
Ne yapmaz?
E-muhtira yapmaz. Cumhurbaskanligi krizi çikarmaz. Parti kapatma davasi açmaz. Zaten ufukta bir düsman dolu dizgin geliyor. Düsman derken krizi kastediyorum. Düsmanin bir sey yapmasina gerek yok ki! Düsman geldiginde zaten bizim kalenin kapisini açik bulacak. Evleri yaniyor bulacak. Biz bütün bunlari kendi kendimize yaptik. “Türkiye’ye bir sey olmaz”, denmesinin nedeni bir yerde nereden kaynaklaniyor biliyor musun? Cehalet diyemem, ben insanimiza cahil diyemem. Ben ülkemin insaninin gerçekten necip duygulara sahip oldugunu biliyorum. Ama o necip duygulari biz, o faziletleri, o güzel seyleri, akil etmeleri falan birbirimizi tepelemede kullaniyoruz. Biz dünyayi takip etmedigimizden, dünya “yanip tutusurken” biz hiç tinmadik. Krizin en büyük nedenlerinden biri de panik. Bakmazsan görmezsen paniklemiyorsun. Ama, sen paniklesen de paniklemesen de kriz kapina geliyor.
Biraz açar misiniz?
Bir çig düsünün, çig önce yakinindakileri çevresindekileri götürür. Biz su an çigin uzagindayiz. krizin uzaginda olmak bizi biraz rahatlatiyor. “Bize bir sey olmaz. Bize gelmeden önce durur” diye düsünüyoruz. Ama öyle olmuyor ki, bu çig denen sey her adimda daha büyüyor, daha hizlaniyor. Bize bir sey olmaz olur mu ya? Yangin gibi bir sey bu. Yangin kasabanin uzak bir kösesinde olsa belki bir sey olmaz. Ama bu kasabanin merkezinde oluyor. Is merkezlerinin, dükkanlarin en yogun oldugu yerde. Böyle olunca evimiz kösede bile olsa mutlaka bizi etkileyecek bir sey olacak demektir. Türkiye gözünü kapatmayi seviyor yani. Ama ilk etapta en çok Amerika’ya entegre olan ülkeler tehlike altinda.
Peki bu krizi tüketim toplumu felsefesinin de çöküsü olarak yorumlayabilir miyiz?
1950’den beri toplam dünya refahi dünya çapinda sekiz kat artmis. Özellikle seksenlerden sonra artmis. Bunu biz, daha fazla komünistleserek, daha fazla sosyalistleserek yapmadik. Bunu devletler yapmadi. Kapitalizm daha çok bireylerin karar verdigi bir sistemdir. Komünizm veya sosyalizm daha çok devletin karar verdigi bir sistem. Komünizm sadece devletin, sosyalizm de daha çok devletin karar verdigi bir sistem. Biz bu sekiz kat daha fazla refaha bireylerin daha çok karar verdigi, bireylere daha fazla otorite, bireylere daha fazla özgürlük, insanlara daha fazla saygi vererek ulastik.
Zaten bu insanligin aradigi bir sey, ama ortada bir problem yok mu?
Az önce dedik ya, insanlarin uygulamalarindan dolayi sistem sorgulaniyor. Mesela Islam Kapitalist sistem mi, komünist sistem mi? Bana göre kapitalist sistem, ama terbiyeli kapitalizm. Sefkatli kapitalizm. Su an kapitalizme çok büyük bir saldiri var. Bu saldiri nasil oluyor? Deniyor ki, devlete daha fazla yetki verelim. Askere daha fazla güç verelim. Hatta bazilari diyor ki, demokrasi terörizmle mücadelede engel oluyor, sorgulama sistemlerimizi zorlastiriyor. Iste bu kriz de aynen bir terör eylemi gibi. Su an bireylerden daha çok hak alip, devlete verme noktasina gelINdi. Su an bakiyorum herkes saldiriyor. Ama ben de diyorum ki, bizi bu refaha daha fazla devletçilik getirmedi. Daha fazla komünistlesmek, sosyalistlesmek getirmedi, bireylere daha fazla hak ve hukuk vermek getirdi.
Tüketim çilginligina ne diyeceksiniz peki?
Tüketim zatiyla kotü degildir... Herkes elbise alacak, ayakkabi alacak, ev alacak, araba alacak, imkâni varsa yazlik evi olacak, kislik evi olacak bunlar normal seyler. ancak tüketimin zamanlamasi önemli. Kim arabayla dogar? Çok az kisinin dogusta arabasi vardir. Çalisacaksin, belli bir zaman bekleyeceksin, arabayi alacaksin, ondan sonra ev alacaksin. Ama biz, dedik ya, aceleci bir toplum olduk. Sabirsiz bir toplum olduk. Çocuk gibi olduk. Biraz da insanlik olarak, kota içinde kullanacagim,’simariklastik’. Terbiye eksikligimiz var. Niye? Her seyi çocuk gibi simdi istiyoruz. Hemen ben mezun olunca, arabam olsun, evim olsun. Ne ala memleket? Tüketime karsi degiliz biz. Tüketime karsi olmak ne demek yani? Egitim için harcadigin sey de tüketmek. Hastaligin tedavisi için de harcadigin tüketmek. Tüketmek var, tüketmek var. Hatta egitim için harcadigin zaman, kitaba harcadigin zaman buna harcama bile denmiyor. Tüketim bile denmiyor. Buna “sermaye harcamasi” deniyor. Yani bu tür harcamalar sana uzun dönemde bir seyler kazandiracak. Ilerde maddi ve manevi durumunu iyilestirecek. Böyle tüketimler yapalim.
Kisacasi, her tüketim kötü degil. Sadece tüketimi kötüye kullanmayalim!
PROF.IHSAN ISIK
Amerikan Türk Ticaret Odasi (ATCOM) Baskani
Dünya Türk Is Konseyi Amerika Bölge Komitesi Üyesi & Rowan Üniversitesi Ögretim Üyesi 
