
24 Nisan yaklasiyor. Sözde soykirim tartismalari yine hararetli geçiyor. Hatta, bu mesele dostlar arasina girmeye basladi. Bu konunun çözümüne en büyük katki, sahsimca, dis Türklere düsüyor. Disarida yasayan Türkler olarak siyasi, dini ve kültürel çikarlarimizi kollamak ve korumak için, lobicilik faaliyetleri hepimizi ilgilendirmektedir. Bu faaliyetlerin stratejisi ve taktigi çok büyük önem arz etmektedir. Türk toplumu olarak sayimiz ve ekonomik gücümüz sinirli oldugundan, yaptigimiz ve yapacagimiz lobicilik faaliyetlerini çok akilli ve etkin yapmak durumundayiz.
Yani baskalarinin uzun zamanda ve büyük kaynaklarla yaptigini biz çok daha aziyla ve kisa zamanda yapmak istiyorsak, çok kurnaz ve çevik olmaliyiz.
Etrafimizi saran ivedi sorunlarla mücadele için, maalesef 50 ya da 100 yil gibi bir lüksümüz yok. Almanya da, Yahudi Soykirimi suçlamalarindan çok çekti. Ama o süper bir devletti. Hala gelismeye çalisan ülkemizin ve milletimizin bu konuda zarari çok daha büyük olacaktir. Eger tasari dünya nezdinde kabul görürse, 24 Nisanlar sonrasi Türklerin her yerde acimasiz bir propogandaya tabi tutuldugunu; tirmandirilan nefretle, Türk mallarinin, Türk isletmelerinin, Türk turizminin boykot edildigini varsayin.
Bu sartlarda, belki de, disarda yasayan Türklerin ya kimliklerini saklamalari, ya asimile olmalari, ya da artan “mahalle baskilari” sonucu yurda dönmeleri gerekecektir.
Lobicilik için altin ögütler
Geçmis yillarda Washington’da katildigim bir konferans lobicilik konusunda hizli mesafe almak için önemli ipuçlari içeriyor.
Konferansta üçü demokrat, üçü cumhuriyetçi alti tane eski senatör Türk liderlerine “dostlardan tavsiyeler” tarzinda hassas tatktikler fisildamisti. Önemli gördügüm noktalar sunlar:
• Senatörlerin hem fikir olduklari bir gerçek, Türklerin kendilerini pazarlamayi bilmemesidir. (Hillary Clinton’in, Ermenilerin kendisini yillardir ziyaret ettigini, ama Türklerin daha yeni yeni kendisine ulasmaya basladigini söyledigini ilettiler).
• Senatör ziyaretine gidenlerin, herhangi birisi gibi degil, bir temsil ve etiketle gelmesinin çok önemli oldugunu dile getirdiler. Yani elini ko-lunu salliya salliya huzura çikilmamasinin ve gelenlerin mutlaka bir grubu veya bir dernegi temsil etmesinin önemine degindiler.
• Derneklerin senatör ziyaretlerinin etkin olabilmesi için, lokal olarak etkin olmalarinin önemine degindiler. Eger bir senatör o derne-gi seçim bölgesinde duymamis, hiç bir aktivitesine katilmamis ise, dernek temsilcisi olmanin da pek bir önemi olmadigini dile getirdiler.
• Toplu yapilan aktivitelere, (mesela piknik, kermesler, mezuniyet törenleri, bayramlasma, iftar, resmi törenler), mutlaka senatörlerin, temsilcilerin, valilerin, belediye baskanlarinin, itfaiye ve polis seflerinin davet edilmesinin önemine degindiler. Bu insanlarin kendileri gelemese bile yardimcilarini mutlaka göndereceklerini ifade ettiler. Ayrica bir sonraki görüsmeler sirasinda, bu aktivitelerin çok güzel bir referans olacagini ve bilinirligi artiracagini dile getirdiler.
• Az-çok demeyip senatörlerin/temsilcilerin seçim kampanyalarina yardimda bulunmanin önemine degindiler. Onlara göre siyaset her yerde oldugu gibi “al gülüm ver gülüm”den baska bir sey degil. “Bir senatörü çagirabilmek için kaç kisi toplanmasi gerekir” tarzinda bir soruya 20 dolayinda kisinin yetecegini dile getirdiler. Bu büyüklükte bir toplantida, kaç para toplanmasinin onlari memnun edecegi soruldugunda ise, 6-7 bin dolarin iyi bir rakam oldugunu söylediler. Kisi basina $ 500 dolarin harika, $ 300 dolarin da çok iyi bir rakam oldugunu eklediler.
• Senatör ziyareti yapacak olanlarin, bu ziya-retleri senatörün kendi seçim bölgesindeyken gerçeklestirmesini tavsiye ettiler. Washington’da senatörlerin çok mesgul oldugunu, tasaridan tasariya, toplantidan toplantiya kostuklarini ve ziyaretçilerini atlatmak için bin bir yol gelistirdiklerini anlattilar.
• Ayrica, seçim bölgesinin “ziyaretçilerin egemenlik alanini” temsil ettigini, ama Washington ziyaretlerinin “deplasman ziyareti” oldugunu dile getirdiler. Bütün politikanin nihayetinde lokal seviyede döndügünün altini çizdiler.
• Senatör ziyaretlerinin kisa tutulmasini ve meramin çok çabuk ve etkin sekilde karsi tarafa anlatilmasini tavsiye ettiler. Ziyaretin sicak ve dostane geçmesine önem verilmesini ve mutlaka seçim bölgesinden gelindiginin altinin çizilmesini önerdiler.
• Ayrica, senatörlerin konusulan mevzuyu bildiginin kesinlikle varsayilmamasini ve bir çok senatörün sözde Ermeni soykirimi tasarisini hiç bir sey bilmeden imzaladigini ve çogunun Türkiye’nin nerede oldugunu bile bilemiyecegini özelestiri olarak belirttiler. Hatta haritayla gidilmesini tavsiye ettiler!
• Ziyaret sirasinda Türkiye ile Amerika'nin birbirine ihtiyaci oldugunu vurgularken, istatistik ve somut rakamlarin kullanilmasinin faydali olacagini dile getirdiler. Mesela Irak’a giden lojistigin % 75’inin Türkiye üzerinden geçtigi gibi.
• Görüsmeler sirasinda ikna etmenin amaçlanmasini, tehdit etme yoluna gidilmemesini istediler. Hatta senatörlerden birisinin, bir seçmenin “senin maasini biz ödüyoruz, dedigimizi yapmak zorundasin” diye gönderdigi tehditvari bir mektuba, “iste senin payini geri gönderiyorum” diye içinde $ 1 olan bir mektup gönderdigini anlattilar.
• Senatörleri etkilemenin diger bir yolunun da, Türk gençlerinin Washington’da senatörlerin yaninda stajyer olarak çalismasi oldugunu söylediler. Ermeni lobicileri kendi gençlerini stajyer olarak yerlestirmek için çok çalistiklarini, hatta bu ugurda Washington’da evler tuttuklarini ve bu gençlerin yasam masraflarini sagladiklarini dile getirdiler.
• Senatörlere fax çekilmesinin veya mektup gönderilmesinin en zayif propaganda sekli oldugunu dile getirdiler. Illa mektup gönderilecekse, “el yazisiyla” gönderilen mesajlarin çok ilgi çektigini ve mutlaka okunacagini ilettiler.
• Eger mektup gönderilecekse, mutlaka
senatörlerin seçim bölgesindeki ofislere
gönderilmesi önerdiler. Güvenlik nedeniyle, Washington’a giden mektuplarin ancak üç ayda senatörlerin eline ulastigini ama yerel seçim ofisine bir iki günde ulasacagini dile getirdiler.
• Yerel olarak yapilan aktivitelerin yerel gazetelerde mutlaka haber yapilmasina özen gösterilmesini istediler. Büyük gazetelere göre, yerel gazetelerin daha ulasilabilir oldugunu ve sanatörlerin bölgelerindeki yerel gazeteleri mutlaka takip ettigini belirttiler.
• Ayrica maddi gücü yeten derneklerin “state legislator”larini Türkiye ziyaretlerine götürmesinin çok kritik oldugunu, çünkü bunlarin gelecegin sanatörleri olmasinin çok büyük bir ihtimal oldugunu söylediler.
• Siyasetin insan iliskisinden ibaret oldugunun unutulmamasini istediler. Ayrica, seçim kampanyasinda aktif olarak çalisanlarin, özellikle ilk seçim kampanyasinda verilen desteklerin, hiç unutulmadigini, hatta aradan 20 sene geçse bile animsanacagini belirttiler.
• En son olarak, basari için zaman, emek ve para konusunda fedakarligin sart oldugunu vurguladilar.
Görüldügü gibi, Amerika’daki lobicilik siste-mini iyi çalismak gerekmektedir. Mücadele alanini (Amerika'nin siyasi yapisi) çok iyi etüd ettikten sonra, kaynaklarimizi iyi bilmek, onlari organize edebilmek ve çok çabuk sekilde harekete geçirebilmek basarinin anahtari olacaktir.
Sun Tsu adli bir Çin’li generalin söyledigi gibi “taktigi olmayan bir strateji zafere giden
en yavas yoldur. Stratejisi olmayan bir taktik ise sadece hezimet öncesi kuru bir gürültüdür”.
PROF.IHSAN ISIK
Amerikan Türk Ticaret Odasi (ATCOM) Baskani
Dünya Türk Is Konseyi Amerika Bölge Komitesi Üyesi & Rowan Üniversitesi Ögretim Üyesi
